İNANÇ SORULARI

İshak ORAL: 1-Bazı insanlar genç iken ölüyor, bazıları ise hayatının sonuna doğru hidayete eriyor, bu durumda ölüm Allah’tan olduğuna göre, erken ölen birisi, ölmek benim elimde değildi ve yaşasaydım belki de ben de hidayete erecektim diyerek itiraz edebileceğini düşünerek bu hususun Allah’ın adil sıfatıyla uyum içinde olup olmadığını açıklar mısınız?

2-Yine görüyoruz ki bazı insanların önüne öyle hadiseler çıkıyor ki hayatta, sonrasında hidayete geliyor, örneğin bir rüya görüyor veya otobüste giderken yanına bilgili bir hizmet ehli oturup hidayetine vesile oluyor, bu durumda bazıları kayırılmış olmuyor mu?

3-Bazı insanlar ateist ya da ehl-i dünya bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geliyor ve hayatı bu şekilde devam ediyor, ancak bir başka çocuk dindar bir ailede yetişiyor ve öyle devam ediyor, bu durumda ilk çocuk ahirette beni de dindar bir ailenin yanında dünyaya getirseydiniz ben de imanlı olacaktım, ve dindar olan çocuk benim yerimde olsa o da imansız olacaktı, o zaman benim suçum ne diyebilir, bu durumu nasıl izah edebiliriz, yani insanların inanış biçimlerini özellikle içinde bulundukları ortam etkiliyor, bu durum kader açısından nasıl değerlendirilebilir?

4-Allah Hz. Ademi yaratmadan önce yeryüzünde bir topluluk yaratacağım diye meleklerle konuştuğu zikrediliyor, peki o zaman neden ilk olarak direk dünyaya değil de Cennete gönderildiler, şeytanın Cennette işi neydi, nasıl girdi oraya, ilk günah işlenmese hep orada mı kalınacaktı, ayrıca Hz Havva Hz Ademin kemiğinden yaratıldı diyorlar, Allah hâşâ Hz. Ademi yaratırken yarattığı varlığın kadına ihtiyacı olduğunu bilmiyor muydu, bu ilk yaratılış hadisesini biraz aydınlatır mısınız?

5-son sorum, fıkıhla ilgili, hükmi şahıslar ya da diğer ismiyle tüzel kişilikler faizle kredi alsa, ortaklara günah olur mu? Sorularımın fazla olduğunu biliyorum, ancak niyetim halistir, imani aramaktan başka bir amacım yoktur, birçok soru sitesine ayni soruları sordum ama maalesef tatmin edici bir cevap alamadım, Allah rızası için detaylı şekilde cevaplarsanız bu kardeşinizi büyük bir yükten kurtarırsınız, cevaplarınızı acilen bekliyorum selam ve dua ile.”

 

OKU:   Uğur ve uğursuzluk üzerine

1-Uzun yaşamanın hidayet garantisi olmadığı gibi, kısa yaşamanın da kısalığı nedeniyle kaybetme riski yoktur. Tek mesele iman etmekte bitiyor. Bir anlık iman insana milyonlar sene yaşamaya bedel bir kazanım verebiliyor. Küfürle ölmek de insana milyonlar senelik bir kayba neden oluyor. Zaten ergenlik çağına ulaşmadan ölenler mesul değiller. Ergenlik çağına ulaştıktan sonra ise bir anlık îmân insanın kurtuluşu için kifayet ediyor. Yaşadığı süre içinde ise insan îmânını muhafaza etmekle mükellef bulunuyor. Uzun hayatta, iddianızın aksine, günah ve kaybetme riski artıyor. Öyleyse insan kısa olsun, uzun olsun, âkıl ve bâliğ olarak bir dakika bile yaşamış olsa, o bir dakika içinde Kendi Yaratıcısını tanımakla, O’nu bilmekle, bulmakla ve O’na şükretmekle mükelleftir. Hiç kimsenin buna itiraz hakkı yoktur.

2-Cenab-ı Allah herkes için hidayetine sebep olacak binlerce fırsat yaratıyor ve eline veriyor. Fakat çoğu insan bunu fark edemiyor. Yani Allah aslında herkesi kayırıyor. Fakat kimi insan Karun’un, ‘bu hazineyi ben kazandım’ deyip böbürlendiği gibi eline geçen fırsatları hak olarak görüyor, kendisi elde ettiğini düşünüyor, şükrü unutuyor ve böbürleniyor. Bu da insana başta hidayet olmak üzere çok şeyi kaybettiriyor. Keza nice bilgili hizmet ehli ile yan yana bulunan insanlar vardır ki, kendilerine hikmetli ve mantıklı şekilde defalarca anlatılmış olmasına rağmen, çok bilmişlikleri ve gururları yüzünden hidayetten hiçbir nasip almamışlardır.

OKU:   Şüpheli amelden uzak durmak

3-Nice ateistler vardır ki, ergenlik ve düşünce çağı gelip düşünmeye başlayınca tahkîkî olarak îmânı elde edebiliyor. Keza nice îmânlı insan vardır ki, çocuğu dinsiz olup çıkmıştır. Yani îmân anne ve babadan kalıtım yoluyla geçen bir nesne değildir. Çevre ne kadar etkileyici de olsa, rüşt çağına ulaştıktan sonra temel sorumlu insanın kendisidir. Yusuf İslam gibi çevrenin olumsuz etkisini yarıp geçen ve hidayete eren nice bahtiyar vardır.

4-Sorularınız Allah’ın iradesi ilgili. Allah’ın iradesini kim ve ne hakla sorgulayabilir? Allah Hazret-i Adem’i kendi iradesiyle yarattı; Onu Cennete kendi iradesiyle koydu; orada onu kendi iradesiyle imtihana tabi tuttu. Cennet henüz insan oğlu için bir netice olarak hazırlanmadığından şeytan o zamanlar Cennete girebiliyordu. Diğer yandan, Cenab-ı Allah Hazret-i Adem’i nasıl dileyip dilediği şeyden yarattı ise, Hazret-i Havva’yı da dileyip dilediği şeyden yarattı. Bunun da sorgulanacak bir tarafını görmüyoruz. Yaratıcıya teslim olmak daha doğru bir iş olur.

5-Tüzel kişilikler özel kişilikler adına iş yaparlar. Tüzel kişilikleri yönetenler insanlardır. Orada karar alan organlar insanlardan oluşuyor. İnsan ise her tasarrufundan ve yetkisini doğru ve helal şekilde kullanmaktan elbette sorumludur. Yetki kimde ise sorumluluk ondadır. Yetki bir kurulda ise, haram bir tasarruf lehine parmak kaldıranlar sorumludurlar. Ortaklar da zamanı geldiğinde sorgulamazlarsa, sorumluluğa ve günaha ortak olurlar.

Benzer konuda makaleler:

OKU:   Camiye ait bahçeden meyve yemek helâl midir?

image_pdfimage_print

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir