Risale-i Nur, Kur’ân medeniyetini müjdeliyor

Uşak’tan Cahit Tanyol: “Üstad Hazretleri’nin kurun-u vustadan çıkışımızla ilgili müjdeleri var mıdır? Nelerdir?

Doğum Sancıları

Başlığımız kehanet değildir. Bu müjdeli haberi, 1920 yılında gerekçeleriyle birlikte veren Bediüzzaman Said Nursî’den başkası değildir. Yıl şimdi 2020. Dünya, Kur’ân medeniyeti için doğum sancılarına girmiştir.

Evet, dünya bir İslâm medeniyetine doğru hızla evriliyor. İslamofobicilere rağmen… İslâm ve insanlık düşmanı odakların her gün yeni barbarlıklarla insanlığın hayatını karartan facialarına rağmen… George Soros’ların, Rothschildler ailesinin, Neo-conların, Neo-liberallerin, gizli ajanların demokrasi ve adalet havarisi kesilerek dünya düzenini alt üst eden, iç savaşları kışkırtan, ülkelerin iç işlerini, halklarını, demokrasisini manipüle eden, insanlığı dijital veya biyolojik çiplerle elde etmeye çalışan, medeniyeti sekülerleştiren Açık Toplum Enstitüleri gibi nice gizli ve açık servislerin, odakların canhıraş çalışmalarına rağmen.

Dünya inşallah bir İslâm medeniyeti görecektir. Bunca tuzaklar, oyunlar, planlar sona mı erecek? Hayır! Uygurluların, Arakanlıların, Yemenlilerin, Suriyelilerin ve nice mazlum milletlerin acıları sona mı erecek? Hayır! Acı çekenler, rahmete nail olurlar. O ayrı bir husustur.

Tabakat-ı Beşer Savaşı

Bediüzzaman 1920’de, “Devletler, milletler muharebesi tabakat-ı beşer muharebesine terk-i mevki ediyor.” 1 demiş midir? Demiştir. Yüz sene önce… Bediüzzaman’ın yol haritasına dünya yeni evriliyor!

Bu gün dünyayı küresel yaşıyoruz. Devletler, milletler arasında savaş yok artık! Soğuk savaş devri geride kaldı. Bazı küstah fillerin, silâh ve güç göstermek için demokrasi aldatmacasıyla küçük devletlerde tepişmeleri savaş değildir. Bu sokak kavgasıdır. Bu ayrı!

Bu gün savaş, tabakat-ı beşer arasında başlamıştır ve kızışmıştır. Bilimsel üstünlük, teknolojik üstünlük, felsefî üstünlük, medeniyeti dinsiz felsefe algılarına evirmede gösterdikleri canhıraş çabalar, tabakat-ı beşer savaşının başladığını gösteriyor. Küresel vandalizmin manası budur! Tabakat-ı beşer savaşı yaşıyoruz.

Ancak kötülüklerin bunca hegemonyasına rağmen, tabakat-ı beşer savaşını inşallah Kur’ân kazanacaktır. Kur’ân bu son zamanda otoritesini, hâkimiyetini, istiklâliyetini, büyüklüğünü, bin yıldır haykırdığı insanlık değerlerini dünyaya hâkim kılarak ilân edecektir. Fillerin bütün tepişmeleri İslâm medeniyetinin yükselişini durduramayacaktır.

OKU:   İnşallah kelimesi üzerine

Ancak bu öyle İslâm ülkelerinin yükselişi biçiminde olmayacaktır. Üstün gelen sadece Kur’ân olacaktır. Çünkü tabakat-ı beşer savaşına katılan Kur’ân’dır, İslâm ülkeleri değildir. Çünkü Kur’ân ve İslâm değerleri zaten küreseldir. Hazret-i Muhammed (asm) cihanşümul Peygamberdir. Hazret-i Muhammed’in (asm) getirdiği bütün değerler yöresel değil, İslâm âlemine ait değil, küreseldir.

Kur’ân’ın aynen ifade ettiği gibi, “kâfirler istemeseler de, ağızlarıyla söndürmek isteseler de, Allah nurunu tamamlayacaktır.” 2 Allah nurunu tamamlamadan kıyamet kopmayacaktır.

Kur’ân Medeniyetine Götüren Gerçekler

Bediüzzaman, Avrupa’yı ikiye ayırmıyor mu? Bunlardan birisinin İsevîlik din-i hakikisini 3, diğerinin Roma ve Yunan felsefesinin dehasını temsil ettiğini söylemiyor mu? 4

Buyurun size tabakat-ı beşer savaşı… Avrupa’da, Amerika’da, İngiltere’de, büyük devletlerin içinde bu savaş başlamıştır. İsevilik din-i hakikisi Kur’ân’a teslim olmaya hazırlanıyor. Dünyanın üzerine çöreklenen bu korona kâbusunun bizce başka manası yoktur. Kader, Kur’ân’ı dünyanın başına geçirecek şekilde kendi planını uyguluyor.

Bediüzzaman, 1920 yılında, bu meselenin sosyolojik, psikolojik, dinî, kültürel, ontolojik, tarihî, coğrafî ve küresel sebeplerini açıklamıştır. 5 Lütfedip bakanlar göreceklerdir.

Cenab-ı Allah’ın yaratılışa koyduğu tekâmül kanunu yürürlüktedir. 6 İnsan kalbinin etrafından başlayıp, küresel çapta dünya ile sema arasında devam eden şeytan ve melek savaşı, bu gün dünyada tabakat-ı beşer arasında da sürmektedir. Bunda şaşılacak bir durum yoktur. Bizim söylediğimiz, bu medeniyet savaşını son demde Kur’ân kazanacaktır. Kur’ân rüştünü bir kez daha ispat edecektir.

Ancak başka yeni faciaların hurucuyla kıyametin ondan sonra kopması başka bir tecellidir. Doğrusunu Allah bilir.

ManevÎ Mebuslarla

Said Nursî Hazretleri 1920 yılında âlem-i manada her asrın manevî mebuslarıyla mane- vî bir mecliste buluşuyor. O mecliste mane- vî mebuslar, İslâm mukadderatının yol haritasını görüşmektedirler. İslâm dini gibi baki, son, doğrudan vahye dayanan, vahyin bütün dinamiklerini içinde barındıran, dünyanın her problemi için taze, akılcı, insancıl ve barışçıl çözümler sunan tek İlâhî din, hadiseler, çalkantılar, savaşlar, yenilgiler neticesinde Müslüman âleminin elinde kalmıştı.

OKU:   Kur´ân öğrenme dönemi başladı

Bir tarafta kurtlar, hınzırlar, tilkiler, ayılar, maymunlar, yılanlar dünyayı paylaşma yarışına girdiler. Müslüman âlemi ile birlikte ellerindeki baki dini de ortadan kaldırma sevdasına düştüler.

Said Nursî Hazretleri’nin, her asrın mebuslarının bulunduğu o muhteşem mecliste yaptığı manevî sunum, olağanüstüdür. O sunum metni hâlâ canlıdır ve İslâm mukadderatının yol haritası mesabesindedir.

Mevcut Medeniyet Sınıfta Kalmıştır

O mecliste önceki asrın mebusları, asrın vekili sıfatıyla Said Nursî’ye soru soruyorlar. Said Nursî cevaplıyor.

Said Nursî verdiği cevaplarda musîbetin mutlak şer olmadığını, felâketten saadet çıkacağını, İslâm için müstakbel bir saadet geleceğini müjdeliyor. Mevcut Batı medeniyetinin, İslâm nazarında batıl, kötülükleri iyiliklerine galip, insanlığın maslahatına aykırı ve insan fıtratına vahşî olduğundan, insanlığın uyanışıyla çöküp dağılmaya mahkûm olduğunu haber veriyor. 7

Said Nursî’nin orada yaptığı sunuma göre, bu medeniyet beş vahşî esas üzerinde kuruludur:

1- Tek dayanak noktası kuvvettir. Kuvvetin işi, saldırmak ve yutmaktır.

2- Tek hedefi menfaattir. Menfaatin işi, herkesin hırsını çıldırttığından, üzerinde boğuşmaktır.

3- Tek hayat prensibi, mücadeledir. Mücadele çekişmeyi, kavgayı, nizaı, tefrikayı, savaşı patlatır.   4- En kutsadığı, herkese pazarladığı ve bununla her toplumu bölüp parçalayarak elinde ne varsa gasp ettiği bağ, ırkçılıktır. Bunun işi, vurup birbirini yok ettirmek ve zenginlikleri medeniyet kodamanlarına bıraktırmaktır.

5- İnsanlığa getirdiği hizmet, insanın hevasını teslim almak, arzularını tatmin etmek, isteklerini arttırmak ve insanı tüketim sarhoşu yapmaktır. İnsanlığı yüksek ahlâk kulesinden düşürüp, köpek gibi isteklerinin, zevklerinin ve hazlarının esiri kılmaktır.

Bu esaslarla, şu medeniyet, insanlığı yüzde seksen uçuruma atmıştır. Çünkü bu parlak vaatlere yüzde onu geçmeyen kodamanlardan başka kimse ulaşamamıştır. Geri kalan yüzde on da hayal peşinde mahvolmuştur.

Oysa Kur’ân medeniyeti, yüzde ona değil, insanlığın hemen bütününe huzur getirmeye kabiliyetlidir. Dolayısıyla güçlüler hegemonyasına dayalı Batı medeniyeti, daha baştan sınıfta kalmıştır. 8

OKU:   Kur’ân’da bir meşveret örneği

Kur’ân Otoritesini Ortaya Koyacaktır

Kur’ân ise, kahir çoğunluğa huzur getiren bir medeniyeti kabul eder. Çoğunlukta ise avam, fakir, hasta, yaşlı, çocuk, dindar gibi çok masum sınıflar vardır. Kur’ân bu sosyal sınıfların hiçbirisini ihmal etmemiş, hepsine de saadet müjdelemiştir.

Bu sınıfları ihmal edip, tamamen yüzde on kodamanlara, yüzde on da hayalperestlere hitap eden bir medeniyet, medeniyet değildir. Çökmeye mahkûmdur. Çünkü yüzde seksene mutluluk vermiyor.

Orta çağın bütün vahşetini bu medeniyetin bir defada kusması bundandır.

Bu medeniyete Müslümanlar soğuk bakarlar. Çünkü İslâm’ın baki hakikatleri Roma Felsefesi ile birleşmez. Bir asıldan doğan Eski Roma ve Yunan felsefeleri, bu medeniyeti Hıristiyanlıkla yamamaya çalıştıkları halde, yine de bu ikisi su ve yağ gibi ayrı duruyorlar. O iki ruh şimdi de diri, ama başka şekillerde yaşıyor. Birisini Birinci Avrupa, diğerini İkinci Avrupa temsil ediyor. 9

Onlar bile birleşmezken, Kur’ân’ın çağları eriten hidayet nuru o pis ve zalim medeniyetin esası olan Roma dehasına tabi olmaz. 10

Yakın istikbalde Kur’ân her iki yaklaşımı da silip, kendi otoritesini ortaya koyacaktır.

Dipnotlar:
1- Mektubat, Hakikat Çekirdekleri, Mad. 43.
2- Tevbe Sûresi: 32; Saf Sûresi: 8.
3- Lem’alar, s. 119.
4- Sünûhat, s. 47.
5- Sünûhat, s. 42-52.
6- İşaratü’l-İ’caz, s. 193.
7- Sünûhat, s. 45.
8- Sünûhat, s. 46.
9- Lem’alar, s. 119.
10- Sünûhat, s. 48.

Benzer konuda makaleler:

image_pdfimage_print

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir