Muharrem ayının faziletleri

Ali Bey: “Muharrem ayının özellikleri ve faziletleri nelerdir? Bu ayda neler yapmak faziletlidir?”

ÂLEM-İ İSLÂM YENİ BİR YILA GİRDİ

Öncelikle âlem-i İslâm’ın ve saygıdeğer okuyucularımın hicrî yıllarını tebrik ediyorum. Bu yeni yılın hayırlara, fetihlere, barışa, kardeşliğe, âlem-i İslâm’ın problemlerinin çözümüne, birlik ve beraberliğine ve ittihad-ı İslâm’a vesile olmasını Cenâb-ı Hak’tan niyaz ediyorum.

Bu yeni yıl ile birlikte 1435 yılına girmiş olduk. Bir muhasebe yapma zamanı daha:

Yaşayanlar ölüme, dünya kıyamete, bütün benîâdem mahşere bir adım daha yaklaştı. Zaman bir fırtına gibi koşuyor. Her şeyi önüne katmış, beraber sürüklüyor. Hariçte zamana inat bir şey yok. Zaman maksuduna ulaşacak, belli! Ama biz zamanın içinde sürüklenen insanlar maksudumuza ulaşabilecek miyiz?

Mahşere ulaşacağımızda şüphe yok! Ama ya maksudumuza? Bu, mahşerde belli olacak! Allah yardımcımız olsun. Amin.

FAZİLET DERECESİ RAMAZANDAN SONRA GELEN AY

Muharrem ayı hicrî ayların birincisidir. Hicrî ayların bir incisidir. Tövbe edildiğinde, Allah’a koşulduğunda, duâ ve niyazda bulunulduğunda feyzi, bereketi ve rahmeti bol aylardandır. Peygamber Efendimiz (asm) bu ay için “Şehrullahi’l-Muharrem” (Allah’ın ayı Muharrem) demiştir.

Ve buyurmuştur ki: “Ramazan ayından sonra en faziletli oruç, Allah’ın ayı Muharrem’in orucudur. Farz namazlardan sonra en faziletli namaz da geceleyin kılınan namazdır.”1
Yine Aşure Günü tutulan oruçtan sorulunca buyurmuştur ki: “Geçmiş senenin günahına kefarettir.”2

OKU:   Kadir Gecesini aramak

Muharrem ayının fazileti Ramazan ayından hemen sonra geldiği halde, bu ayda nafile oruçtan başka bir şeyin emredilmemiş olması sırf şefkat-i Rabbaniyenin ve merhamet-i Rahmaniyenin bir tezahürü olsa gerektir.

Allah ayları emirlere boğmamış, emirlerini genelde bütün aylara yaymıştır. Bu sebeple Muharrem de dâhil olmak üzere faziletli aylarda, yapanın fazilet ve sevap kazanacağı, yapmayanın günahkâr olmayacağı, genelde nafile nevinden ameller emretmiştir.

HZ. MUSA’NIN (AS) SÜNNETİ

Peygamber Efendimiz (asm) Medine’ye geldiğinde Yahudiler Muharrem ayının onuncu günü, yani Aşura Günü oruç tutuyorlardı. Peygamber Efendimiz (asm):
“Bu ne orucudur?” buyurdu. Yahudiler:

“Bu gün Allah’ın Musa’yı (as) Firavun’un zulmünden kurtardığı gündür. Musa (as) buna şükür olarak bugün oruç tutmuştur. Bu sebeple biz de oruç tutuyoruz” dediler.
Peygamber Efendimiz de (asm):

“Musa’nın sünnetini yaşatmaya biz sizden daha lâyığız!” buyurarak o gün oruç tutmuş ve oruç tutulmasını emir buyurmuştur. Yahudilere benzemekten sakınmak için de aşure gününe bir önceki günü de ilave etmiştir.3

Fakat bilâhare Allah Muharrem ayında oruç tutmayı farz kılmıyor da, Ramazan ayında orucu farz kılıyor. Bu sebeple Peygamber Efendimiz de (asm) ümmetini Muharrem ayı orucundan serbest bırakıyor. “Dileyen tutabilir, dileyen tutmayabilir” buyuruyor.

Böylece anlaşılıyor ki, Muharrem ayı orucu faziletlidir, günahlara kefarettir; ama farz değildir, sünnettir ve müstehaptır. Dolayısıyla Muharrem ayında, diğer aylarda olduğu gibi Pazartesi ve Perşembe günlerinde oruç tutulmaya devam edilebileceği gibi, dokuz ve on Muharrem günlerinde de bu aya özgü bir sünnet olarak yine oruç tutulabilir.

OKU:   Şehr-i Muharrem’in onuncu günü

GELMESİ ŞEVK OLABİLİR, AMA GİTMESİ FÜTUR VERMEMELİDİR

Bediüzzaman Hazretleri bir mektubunda, Muharrem de dâhil mübarek ayların gitmesiyle havayı tasfiye eden ve manen temizleyen hizmet zevkinin ve şevkinin kaybolabileceğini, bu sebeple hizmet yerine sıkıntı ve uyku galebe edebileceğini zikrederek, hayırlı işlerin ve hizmetlerin meşakkatli ve zevksiz daha sevaplı olduğunu, bu sebeple sabır içinde şükrederek hizmetlerden fütur getirmemek gerektiğini hatırlatıyor.4

Öyleyse Muharrem ayı veya başka mübarek ayların gelmesi hizmette, evrad ve ezkârda şevk unsuru olabilir; bundan istifade edilmelidir. Ama gitmesi fütura sebep olmamalıdır.

Dipnotlar:
1- Müslim, Siyam, 202-203; Tirmizî, Mevakit 207; Nesaî, Kıyâmü’1-Leyl 6.
2- Müslim, Sıyam, 1162, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn, 5/14.
3- İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn, 5/14.
4- Kastamonu Lâhikası, s. 97.

Benzer konuda makaleler:

image_pdfimage_print

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir