Mü’min mü’mini Cehennemden kurtarabilir mi?

Ankara Kuzeykent’ten Dönüş Hanım: “Üstad Hazretleri Cennet bana zindan olur, Cehennemin alevleri içinde yanmaya razıyım gibi ifadelerle neyi anlatmak istemiştir? Bu sözler Ehl-i Sünnet anlayışına uygun mudur?”

CEHENNEM ALEVLERİ İÇİNDE 
Bediüzzaman’ın sözünün tamamını hatırlayalım. Diyor ki: “Ben cemiyetin iman selâmeti yolunda âhiretimi de feda ettim. Gözümde ne Cennet sevdası var, ne Cehennem korkusu. Cemiyetin, yirmi beş milyon Türk cemiyetinin imanı namına bir Said değil, bin Said feda olsun.

Kur’ân’ımız yeryüzünde cemaatsiz kalırsa, Cenneti de istemem; orası da bana zindan olur. Milletimizin imanını selâmette görürsem, Cehennemin alevleri içinde yanmaya razıyım. Çünkü vücudum yanarken, gönlüm gül-gülistan olur.”

Bu sözde hamaset yoktur, mübalâğa yoktur. Bu sözde Kur’ân ve iman uğruna feragat vardır, candan, yardan, serden geçme vardır. Bu sözdeki feragati Bediüzzaman 87 yıllık hayatı ile imza etmiştir.

Edebiyatta mecaz, teşbih, kinaye gibi nice sanatlar vardır ki gerçek vakıayı anlamaya köprü olurlar. Bu sözde anlatılmak istenilen dâvâ aşkıdır, dâvâyı en büyük masiva olan Cennetten bile üstün görmektir.

Feragatin değerini büyükler daha iyi biliyor. Allâme Şeyhülislâm Mustafa Sabri Efendi der ki: “İslâm bugün öyle mücahitler ister ki, dünyasını değil, âhiretini dahi feda etmeye hazır olacak.”  1

İşte Bediüzzaman’ın çığlığı böyle bir feragatin sesidir.

MÜ’MİNLERİN CEHENNEMDEN KURTULMALARI   
Mü’min’in mü’min için emr-i bilmaruf ve nehy-i anilmünkerle mükellef olması, aslında söz konusu mü’min’i Cehennemden kurtarmaya dönük bir mükellefiyettir.

OKU:   Bediüzzaman sevad-ı azamı nasıl yorumlamıştır?

Çünkü biz Cehennemin alevleri da olsak, yanlışsız olamayız. Yanlış yaptığımızda eğer tövbe etmezsek hesabı ahirete intikal eder ve ahirette işimiz zor olur. Affedilmediğimizde iş Cehenneme kalır. Her yanlışımızda bizi bir uyaranın bulunması, bizi yanlıştan alıkoyması ve doğruya yönlendirmesi aslında, ne kadar kızsak da, bizi Cehennemden kurtarmaya dönük adımlardır. Onu dinleyip yanlıştan dönersek aslında Cehennemden dönmüş oluruz.

Mü’minlerin birbirleri lehine yaptıkları duâlar da -kabul olması halinde- onları Cehennemden kurtarır. Kur’ân’da böyle duâ örnekleri vardır ve biz bu duâlardan birini her namazda selâmdan önce okuyoruz. Ki şu duâdır:

“Rabbenağfirlî ve-livalideyye ve-lilmü’minîne yevme yekumul-hisab” (Rabbimiz! Hesap günü beni bağışla! Anne ve babamı bağışla! Bütün mü’minleri bağışla!) 2

Bu âyet bize hem en müessir, en faydalı ve en muhtaç olduğumuz zamanda elimizden tutan bir duâyı öğretiyor. Hem de hesap gününde bağışlanmamızın mü’minlerin kabul olmuş duâları ile de mümkün olacağını haber veriyor. Dolayısıyla bizler her namazın sonunda bu duâyı, başta kendimiz olmak üzere anne ve babamızı ve bütün mü’minleri Cehennemin alevleri içinden çekip kurtarmak için okuyoruz.

Bir tek mü’min’in duâsının kabul olması halinde bile, bütün mü’minlerin Cehennemden kurtulmalarının yolu inşallah açılmış olacaktır.

CEHENNEMİN ALEVLERİNE DALACAK MÜ’MİNLER  
Malûm hesap günü ahirettedir. İslâm bencilliği değil, diğerkâmlığı emreder. Bir kişinin kurtuluşu mümkünse, topyekûn ümmetin kurtuluşunun yolunu da gösterir. Dünyada birbirini şefkatle ve merhametle kucaklayarak canı bahasına tehlikelerden kurtaran bir mü’min, aynı fedakârlıktan ve feragatten ahirette de hiç geri kalmayacaktır.

OKU:   Güneşte ve Bediüzzaman’da Sekiz Esma

Bu konuyu teyid eden hadisler de mevcuttur. Ümmetçe en çok güvenilen hadis kaynağı olan Müslim’de geçen uzunca bir hadiste, Sırat üstünde Cehenneme düşen iman ehli günahkâr insanları gördükçe, mü’minlerin can havliyle, “Allahümme sellim, sellim!” (Allah’ım kurtar! Allah’ım selâmet ver!” diyerek duâya sarılacakları haber veriliyor.

Bu duâ neticesinde Cenab-ı Hak onlara Cehennemdeki günahkârları kurtarmaya izin vereceğini, onların da dizlerine kadar Cehennemin alevlerine dalarak günahkâr kimseleri kurtaracaklarını müjdeliyor. 3

Dolayısıyla Bediüzzaman’ın bir mü’min’i bile harice atmayacak şekilde Cehennemin alevleri içine girme ve ehl-i imanı kurtarma isteği âyet ve hadislerde zemin bulmaktadı.

Benzer konuda makaleler:

image_pdfimage_print

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir