Bu asrın kanattığı, Bediüzzaman’ın sardığı yaralar

Amasya’dan Oğuz Yiğiter: “Âyetü’l Kübra mukaddimesinde; “Elhasıl, îtikad-ı küfriye, iki kısımdır: Birisi: Hakaik-ı İslâmiyeye bakmıyor. Kendine mahsus yanlış bir tasdik ve batıl bir itikad ve hata bir kabul ve zalim bir hükümdür. Bu kısım bahsimizden hariçtir. O bize karışmaz, biz de ona karışmayız.” dediği küfür nasıl bir şeydir?”

KÜFRÜN MAHİYETİ 

Bediüzzaman’ın akıl tarlalarına sunduğu hakikatlerdendir ki, küfrün mahiyeti hakkı inkârdan ibarettir. Bu, hakkı örtmektir, haktan cahil kalmaktır, hakkın sabit ve gerçek olmadığını kabuldür. Görünüşte ispat gibi algılansa da, gerçekte ispat değil yokluktur, yok saymaktır, yok kabul etmektir.

İman ise hakkı kabul etmektir, hakkı ispattır, hakkı hak olarak, gerçeği olduğu gibi gerçek olarak tesbit etmektir. Bu da ilim ile olur. Menfi meseleleri bile müsbettir.

Eğer kâfir inkârını yokluğu kabule (kabul-ü adem) dayandırıyorsa, bu zor, hatta imkânsız bir yol olur. Bu güruhla mücadele edilmelidir. Deliller sürülmeli, delilleri çürütülmelidir. Bu güruh aklını çalıştırmaya ve inkârını delillendirmeye mecburdur. Delillendiremediğinde veya sizin delilinizi güçlü gördüğünde -eğer nasibi de varsa- imana gelmeye mecburdur.

Yok, eğer inkârını kabulün yokluğuna (adem-i kabul) dayandırıyorsa, bu bir hükümsüzlüktür, kayıtsızlıktır, alâkasızlıktır, lâkaytlıktır. Bu yol kolaydır. Bizim mücadelemiz bunlarla değildir. Çünkü bunların aklı bu meselede çalışmıyor, kapalı kalıyor. 1

BÂTIL İTİKATLAR ÇOKTUR, AMA…

Küfür ihtiva eden itikat ve inançlar çoktur. Bunların bir kısmı İslâm hakikatlerine bakmıyor. İslâm’ın herhangi bir şartını veya emrini inkâr esasına dayanmıyor. Bunlar kendi içinde batıl, kendi şartlarında yanlış, kendi kendine zalim hükümler, itikatlar ve kabullerdir.

OKU:   Ateşsiz sefine’den kastedilen nedir?

Meselâ, Japonya’da Şintoizm, Budizm, Hindistan’da Hinduizm, Sihizm, Budizm, Jainizm gibi inançların her birisi İslâm’a göre farklı ve batıl yorumlara sahiptir.

Keza meselâ Avustralya’nın yerlisi olan Aborjinlerin dinî inançlarına göre, gökkuşağı yılanı bütün dünyayı gezdi ve yorulduğunda kıvrılıp uyumaya başladı. Sonra geri döndü ve kurbağalara seslendi. Onlar da su dolu kocaman mideleriyle ortaya çıktılar. Gökkuşağı yılanı onları gıdıklayıp güldürdü. Sular ağızlarından çıktı. Göl ve nehirler böyle yaratıldı. Daha sonra çimenler ve ağaçlar büyümeye ve hayat yeryüzünü doldurmaya başladı.

Keza Kongo Cumhuriyeti’nde yaşayan Bambutiler, Kamerun’da, Zaire’de ve Ekvator Ginesi’nde yaşayan Babingalar ve Gabon’da yaşayan Babongolar’ın dinî inançlarına göre ruh ölümden sonra yabancı bir varlık olur. İyi insanların ruhları, yüce varlığın yanında yaşamayı sürdürürler. Kötülerin ruhları, orman ruhlarına dönüşür, orada hortlak, alev, yarasa biçiminde görünürler.

KÜSTAH DİNSİZLİK  

Böyle ilkel kabile dinlerine karşı İslâm’ın elbette tebliği ve anlatacakları vardır. Fakat bu inançlar asırlardır devam ede gelen, mahallî, İslâm itikadını tehdit etmeyen, ama kendi içinde batıl hükümler ihtiva eden bir yapıya sahiptir. Bunlar bu asra özgün sapmalar değildir. Böyle dinî yapılara karşı tebliğin elbette şartları da farklıdır.

Bu kısımlarla ilgili olarak Hazret-i Üstad diyor ki:

“Bu kısım bahsimizden hariçtir. O bize karışmaz. Biz ona karışmayız.” 2

Fakat bu asırda baş gösteren bir inkâr-ı Ulûhiyet vardır. Fen, felsefe ve mimsiz medeniyeti de arkasına alarak İslâm itikadı için açık tehdit oluşturan dinsiz felsefî yapılar vardır. Bu yapılar İslâm’ın inanç ve itikat sistemini sarsan batıl, inkârcı, saldırgan, mütecaviz, saygısız, yapışkan, şımarık, küstah, ilkel dinlerden daha ilkel, daha tutarsız, daha kaba, akıldan daha uzak, daha tehlikeli ve bilim sarmalıyla geldiği için Müslüman’ı daha çaresiz bırakan bir karaktere sahiptir. Adeta Kur’ân’ı savunmasız bırakmış ve Müslüman’ı inancından gevşetmiştir.

OKU:   Haram, günah ve küfür

İşte Bediüzzaman bu soysuz karakterle mücadele etmiştir. Risale-i Nurlar bu küstah dinsizliğe karşı burhanlarla ve delillerle Kur’ân’ın elmas kılıncı olmuş ve bu yapıların sesini soluğunu kesmiştir.

Dipnotlar:
1- Şuâlar, s. 123; Lem’alar, s. 161, 162.
2- Şuâlar, s. 123.

Benzer konuda makaleler:

image_pdfimage_print

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir