Bediüzzaman Urfa’da

Bugün yirmi beş Ramazan bin dört yüz otuz dört. Bediüzzaman’ın dar-ı Bekâ yolculuğunun sene-i devriyesi.
Bediüzzaman, dar-ı Bekâ’ya uçtuğu yerde bugün, mevlidle, duâlarla, Fatihalarla anılıyor.

Tertip heyetine binler tebrikler… Allah razı olsun!

Urfa’da vefatı, Bediüzzaman mukadderatı bilerek tercih etmiştir.

EMİRDAĞ’DA HASTALANMIŞTI

Hastalandığında Emirdağ’daydı. Dr. Tahir Barçın gelmiş, serum vermiş, iğne yapmıştı. Ağır zatürre idi. Sabah namazından sonra biraz iyileşince, talebeleriyle vedalaşarak Isparta’ya hareket etti.

Isparta’da birkaç gün kaldı. Nihayet talebelerine, “Evlâtlarım! Çok perişanım! Çok rahatsızım! Fakat hiç merak etmeyiniz! Risale-i Nur on misli fazlasıyla benim vazifemi yapıyor. Bana hiç ihtiyaç bırakmıyor” diyor.

Gece saat 02.30’u gösterdiğinde, yanında nöbette bulunan Zübeyir Gündüzalp’e sessizce:

“Gideceğiz!” diyor. Bayram Yüksel soruyor: “Nereye gideceğiz Üstadım?”

Üstad: “Urfa’ya gideceğiz! Hazırlanın!” diyor.

Üstad’ın sadık talebeleri bundan bir şey anlamıyorlar. Hatta Zübeyir Gündüzalp:

“Üstad çok hararetlidir. Ateşinden böyle söylüyor!” diyor.

Sahur vakti, Üstadın sadık talebeleri aralarında istişare ediyor: Bayram Yüksel, Hüsnü Bayram’a: “Kardeşim, Üstad gideceğiz diyor.”

Hüsnü Bayram:

“Araba arızalı! Biraz tamire ihtiyacı var!” diyor ve durumu Üstada arz ediyorlar.

ARABA ÇABUK HAZIRLANSIN

Üstad çok net konuşuyor:

“Başka bir arabaya bakılsın. İki yüz lira verebiliriz. Hatta cübbemi de satabiliriz!”

Sabahleyin arabanın arızasına bakılmaya başlanıyor. Biraz zaman geçince Üstad, Tahiri Mutlu’yu da gönderiyor:

OKU:   Zihayat, Ziruh ve Zişuur

“Haydi sen de git, onlara yardım et. Araba çabuk hazırlansın, tahammülüm yok!”

Nihayet araba saat 09.00’da hazırlanıyor. Bediüzzaman sadık talebelerinin kolları arasında arabaya biniyor. Zübeyir Gündüzalp tekrar soruyor:

“Üstadım! Urfa’ya gidiyoruz?”

Üstad Hazretleri başını sallayarak sessizce: “Evet!” diyebiliyor. Konuşamayacak kadar hastadır. Bir yağmur kopuyor o an!

Ve Koca Sultan yanına üç talebesini, Zübeyir Gündüzalp’i, Bayram Yüksel’i ve şoför Hüsnü Bayram’ı alarak Isparta’dan Urfa’ya doğru sessizce süzülüyor.

Şarkikaraağaç’ta bir taş üzerinde öğle namazını kılıyorlar. Tekrar arabaya biniyorlar. Üstad Konya’ya kadar evrad ve duâlarını okuyor. Karapınar’a geldiklerinde Üstad gözyaşları içinde diyor ki:

“Evlâtlarım! Risale-i Nur dinsizlerin, komünistlerin, masonların belini kırmıştır. Risale-i Nur daima galiptir. Siz hiç merak etmeyiniz. Bunlar beni anlayamadılar. Bunlar benim şahsımı siyasete bulaştırmak istediler.”

Meram Bağlarından, Ulukışla’dan, Pozantı’dan geçiyorlar. Ceyhan’da bir saat mola veriyorlar. Üstad arabadan çıkamadığı için yatsı namazını ilk defa arabada kılıyor. Sabah namazını Adana-Gaziantep arasındaki Amanosların Nur Dağı tepesinde kılıyorlar. Bediüzzaman namazını yine arabanın içinde kılıyor.

21 Mart Pazartesi sabahı Gaziantep’e giriyorlar. Antep’e kırmızı çamur yağıyor. Bayram Yüksel Antep’te bir lokantadan çorba alıyor, Urfa yolunu soruyor ve hızla yola devam ediyorlar.

O gün gökler ve yerler aziz misafirini yolcu etme telâşında. Koca Anadolu’da her tarafta kırmızı çamur yağıyor. Anadolu semaları ağlıyor.

BEDİÜZZAMAN URFA’DA

Nihayet aynı gün saat 11.00 sularında Urfa’ya giriyorlar. Urfa’da o aziz misafiri talebesi Abdullah Yeğin karşılıyor. Şehrin en temiz otellerinden olan İpek Palas Otelinin 3. Kattaki 27 numaralı odasına yerleşiyorlar.

OKU:   Bediüzzaman’ın soru sormaması ne anlama geliyor?

Binlerce Urfa’lıda bir sevinç, bir heyecan, bir gözyaşı ki… Bediüzzaman’ın şehre geldiğini işiten herkes İpek Palas’a akın ediyor. Urfa’lılar sitemkârdır:

“Üstadın geleceğini niçin bize önceden haber vermediniz? Biz Üstadı merasimle karşılardık!” diyorlar.

Yüzlerce Urfalı İpek Palas Otelinin önünde Üstad’ı ziyaret etme nöbetine giriyorlar. Üstad gelenlere elini öptürüyor, duâ ediyor.

Emniyet telâştadır. Zübeyir Gündüzalp’i sorguya alıyorlar.

“Niçin geldiniz buraya? Kimden izin aldınız?” Zübeyir Gündüzalp haykırıyor:

“Biz Üstadımıza tabiyiz! Biz taş gibiyiz! Camidiz! Üstad vurur, biz yuvarlanır gideriz. O nereye derse biz o tarafa gideriz!” diyor.

SEHER VAKTİ, SEFER VAKTİDİR!

Nihayet 25 Ramazan 1379 gecesi nöbet sırası Bayram Yüksel’deyken… Saat: 02.30-03.00 arasında Üstad biraz sakinleşiyor. Bayram Yüksel, Üstad’ın ellerini göğsüne koyarken,

“Üstad biraz iyileşti, uykuya daldı… Elhamdülillâh, Üstad uyudu” diyor, Üstadın üstünü örtüyor ve sobayı yakıyor.

Sahur vakti Üstad’ın diğer talebeleri de geliyor. Sabah ezanı okunuyor. Herkes Üstadın her zamanki gibi kalkıp: “Sabah namazı vakti girdi mi?” diye sormasını bekliyor.

Ama Üstad bir daha bu soruyu sormuyor.

Çünkü Üstad, Hazret-i İbrahim’in, Hazret-i Eyyüb’ün, Hazret-i Elyesa’nın, Hazret-i Şuayb’ın ve Hazret-i Lut’un memleketi bulunan Urfa’da dar-ı Bekâya irtihal etmiştir.

Böylece, Hazret-i İbrahim’le (as) Urfa’da başlayan İbrahimî dinlerin son mebusu Bediüzzaman Said Nursî, Urfa’da halkanın iki ucunu düğümlüyor.

Ruh-u Azizine binler Fatiha!

Benzer konuda makaleler:

OKU:   Bediüzzaman’a göre din ve milliyet

image_pdfimage_print
Bu makale size yardımcı oldu mu? Evet Hayır

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir