Doğru hükümler toplamının adı: Şeriat

Ömer Yatçı: “Şeriat nedir? Şeriatı nasıl anlamalıyız?”

ETİMOLOJİK OLARAK ŞERİAT

“Şeriat” Arapça bir kelimedir. “Şe-re-a” fiilinden türemiştir. Bu fiil “hüküm koydu, kanun yaptı” manalarına geliyor. Şeriat ise bu kökten türemiş bir isimdir. Çoğulu “şerayi”dir. Hüküm, kanun, metod, bir kaynağa ulaştıran yol, ilke gibi anlamları vardır.

Istılâh olarak ise şeriat, kaynak olarak Kur’ân’a ve Hazret-i Peygamber’in (asm) hadislerine ve sünnetlerine dayanan ve İslâm âlimlerinin yorum ve içtihatlarıyla meydana gelen dinî kanunlar toplamına verilen addır. Daha ayrıntılı ifade edersek, şeriat, İslâm dininin hükümleri ve hakikatleri; Allah’ın (cc) dininin ve kanunlarının gereği olan davranışlar; Allah’ın kitabında ve Resûlullah’ın (asm) hadislerinde bulunan emir ve yasaklar; haramlar ve helâller; farzlar, vacipler, sünnetler ve nafileler ve dinin emir ve tavsiyesi olan davranışlar bütünü mânâlarına gelmektedir. Diğer bir ifadeyle, Allah’ın bozulmamış dininin kural ve kaideleri, usul ve esasları, şekil ve şartları demektir. Kısaca İslâm Hukuku denmektedir.

Şeriat koyana, yani kanun koyucuya “Şâri” deniyor. Şari Teâlâ, Şari-i Hakim, Şari-i Mübin, Şari-i Hakikî bizzat Allah’tır. Hazret-i Peygamber’e de (asm) vahye mazhar olması mânâsında Şari sıfatı verilmiştir.

BEDİÜZZAMAN’IN ŞERİAT YORUMU

Bedîüzzaman’a göre şeriat; Allah’ın, gölgesiz, perdesiz ve doğrudan doğruya birliğinin ve kayıtsız-şartsız terbiye ediciliğinin tasarrufu olarak yüksek “hitabından” ibarettir.1 Şeriat doğrunun, hakkın ve hakikatin ta kendisidir. Amacı insanları topyekûn fazilete, Allah’a kul olmaya ve insanlığın yüksek duygularını yaşamaya yöneltmektir. Yoksa bazılarının zannettikleri gibi şeriatı zahirî bir kışır ve siyasî bir kabuk saymak doğru değildir. Şeriat nazarında sıradan bir vatandaş ile en büyük bir âlimin, gönül ehli bir veli ile devlet başkanının hak ve özgürlükler bakımından farkı yoktur. İnsan, insan olduğundan saygındır, ekremdir, mükerremdir. İnsan yeryüzünün halifesidir.2

OKU:   İşçinizin hakkı

İslâm şeriatını Hazret-i Muhammed (asm) İlâhî vahiy yoluyla getirmiş ve ilk önce bizzat kendisi yaşamıştır. Bundandır ki, onun (asm) bütün davranışları bizim için rehberdir, kılavuzdur ve Sünnet-i Seniyye’dir. Her bir Sünnet-i Seniyye, şeriatın bir parçasıdır.

ŞERİAT HUZUR VERİYOR

Sünnet-i Seniyyenin küçük bir âdâbına riâyet etmenin ehemmiyetli bir takvayı ve kuvvetli bir imanı gerektirdiğini kaydeden Bediüzzaman, sünnete uymanın doğrudan doğruya Resûl-i Ekrem Efendimizi (asm) hatıra getirdiğini, o hâtıranın da kişiyi doğrudan Allah’ın huzûruna taşıdığını belirtir. Said Nursî’ye göre yemek, içmek, yatmak gibi sıradan davranışlarda bile Sünnet-i Seniyyeye uyulduğu dakikada o âdî davranış sevaplı bir ibadet ve şer’î bir hareket olmaktadır. Çünkü Resûl-i Ekrem Efendimize (asm) uymakla, şeriatın bir edebi yaşanmış olacak; buradan Resûlullah’ın (asm) şeriat sahibi olduğu hatırlanacak, bundan da doğrudan Şâri-i Hakîkî olan Cenâb-ı Hakk’a kalben yöneliş mümkün olacaktır.3

O halde şeriat, Allah’ın vahyinden gelip hayatın tamamını kapsayan ilke ve düsturlar bütününden başka bir şey değildir. Yaşandığı her yeri güzelleştirir. Yaşanmadığı her alanda da yokluğu ve boşluğu hissedilir. Her iş onunla olgunlaşır ve kemale erer. Onsuz işler tamamlanmaz ve eksik kalır. Çünkü bütün olumlu adımları ve çalışmaları şeriat zaptetmiştir. Her güzel davranışı şeriat kuşatmıştır.

BÜTÜN GÜZELLİKLER ŞERİAT’TA TOPLANMIŞTIR

Hazret-i Âdem’den (as) zamanımıza kadar insanlık içinde iki büyük akımın dal budak saldığını belirten Said Nursî Hazretleri, bunlardan birinin peygamberler silsilesi, diğerinin de felsefe silsilesi olduğunu, bu ikisi birleştiği zamanlarda insanlığın parlak bir devir yaşadığını, ihtilâfa girdiği zamanlarda ise bütün olumlu düşüncelerin, hayrın ve nûrun peygamberler tarafında, bütün şerrin, yanlışlıkların ve bâtıl düşüncelerin de felsefe tarafında toplandığını kaydeder.4

OKU:   Vasiyet nedir, ne değildir?

İşte peygamberler tarafının temsil ettiği doğru düşüncelerin, hayrın ve nurun tamamını “şeriat” zaptetmiş bulunmaktadır.

Allah her peygambere kavminin kaldırabileceği bir şeriat göndermiş; en son ise âhirzaman Peygamberi Hazret-i Muhammed’e (asm) bütün insanlığı kucaklayacak, bütün zamanlara hükmedecek ve bütün problemleri çözecek evrensel bir şeriatı 23 sene zarfında gerek Kur’ân-ı Kerîm âyetleri, gerekse sair vahiy tarzlarıyla indirmiştir. Allah’ın vahyinin bizde görmek istediği davranış kurallarının tamamı Allah’ın şeriatının adabını oluşturmaktadır.

Dipnotlar:
1- Mektûbât, s. 435.
2- Mektûbât, s. 436.
3- Lem’alar, s. 55.
4- Sözler, s. 497.

Benzer konuda makaleler:

image_pdfimage_print

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir