Başkasından medet istemek hatadır

Mehmet Honça: “Çalıştığım yerde Menzil grubundan arkadaşlar vardı. Onlar beni zikir meclislerine götürdüler. Ben de sırf zikir meclisi olduğu için meraktan gittim. Şeyh de bana hatme görevi verdi. Oysa ben risale okuyan birisiyim. Üstad benim gibi birisine “sen Isparta kahramanları gibi olamazsın” diyor. Üstadıma yanlış yaptım diye korkmaya başladım. Benim durumum nedir?”

BAŞKASINDAN MEDET İSTEMEK HATADIR

Bursa deyince aklımıza batın ulemasından Emir Sultan, zahir ulemasından Şeyhu’l-İslâm Molla Fenari Hazretleri gelir. Molla Fenari daha sonra tasavvufa da yönelerek batınî ilimlerde de kendisini yetiştirmiştir.

Yıldırım Beyazıd Han devrinde Emir Sultan ile Şeyhu’l-İslâm Molla Fenari Bursa’da aynı anda yaşadılar. Molla Fenari Yıldırım Beyazıd’ın Şeyhulislâm’ı idi, Emir Sultan ise damadı idi.

Rivayet olunur ki, bir gün Emir Sultan talebesini bir şeyler alması için çarşıya gönderdi. Çarşıya inen talebe, Ulu Cami yakınlarına gelince Molla Fenari’nin camide vaaz ettiğini gördü. Ve vaaz dinlemek için camiye giriverdi.

Oysa Emir Sultan çarşıda oyalanmayıp çabuk dönmesini emir buyurmuştu.

Talebe camiye girip cemaatin arasında boş bir yere oturur oturmaz, camide şiddetli bir sarsıntı başladı. Cami cemaatin üzerine yıkılacak gibi sallanmaya başlayınca, cemaatten dışarı kaçanlar oldu.

Fakat dışarı kaçanlar dışarının sakin olduğunu görünce, depremin dindiğini düşünüp camiye tekrar döndü. Bu esnada murakabeye varan Molla Fenari kürsüden şöyle seslendi:

OKU:   Ceninin zikir dili

“İçinizde Emir Sultan’ın hizmetinde bulunan birisi var. Derhal camiyi terk etsin ve vazifesine dönsün. Yoksa hepimiz helâk olacağız!”

Talebe derhal dışarıya çıktı ve Emir Sultan’ın dediklerini yapıp dergâha döndü.

Emir Sultan’ın huzuruna girip selâm verince, Emir Sultan başını kaldırıp talebesine baktı. Talebe şeyhinin heybetinden düşüp bayıldı.

Ayılınca Emir Sultan kendisine şiddetle dedi ki:

“Evlâdım!  Manevî ihtiyaçların karşılanmadı mı ki, başkalarından medet istersin? Bir kimse şeyhinin elinden türlü türlü nimetlere kavuşmuşken, yüksek feyze ve berekete ulaşmışken, gidip başkasından medet isterse bu affedilir mi? Sakın bir daha bunu yapma!”

BİR KOLTUĞA İKİ KARPUZ SIĞMAZ

Ecdadımız, “bir koltuğa iki karpuz sığmaz.” demişler. Bu, insanın ilim ve feyiz aldığı yere sadakat ve teslimiyet içinde olması, başka kapıya karşı müstağni kalması demektir. Bundan, başkasını beğenmemek çıkmaz. Başkasına ziyarete gidemeyeceğimiz de çıkmaz. Ancak ölçümüz vardır: Başkasına duâ ve hürmet! Kendi mesleğine vefa, teslimiyet ve sadakat!

GÜNEŞLE LAMBA MUKAYESE EDİLMEZ

Nitekim Bedîüzzaman, Nur Talebelerinin, Risâle-i Nur dairesi dışında nûr aramamaları gerektiğini, buna ihtiyaçları olmadığını, arayanların Risâle-i Nûr’un penceresinden ışık veren mânevî güneşe bedel bir lamba bulacaklarını, güneşi kaybedeceklerini bildiriyor.

Keza Bedîüzzaman bildiriyor ki: Risâle-i Nûr’un dairesindeki pek halis, pek kuvvetli, her ferde çok maneviyat ve Nur kazandıran “hıllet ve kardeşlik mesleği”, hariç dairelerde peder aramaya ihtiyaç bırakmıyor. Bir tek peder yerine, daire içinde pek çok ağabeyi bulduruyor.

OKU:   Cezbe: Bir fazilet değil, bir perde

FAKAT ÖNCEDEN ŞEYHİ OLANLARA İZİN VAR

Bediüzzaman önceden şeyhi olmayan birisinin, daireye girdikten sonra Risale-i Nûr’a sadakat ederse “velâyet-i kübrâ” sırrına ulaşacağından, tarikata ihtiyaç duymayacağını ifade ediyor.

Fakat Bediüzzaman, önceden şeyhi olanları hariç tutuyor. Daireye girmeden evvel şeyhi olanın, şeyhini ve mürşidini, daireye girdikten sonra da dilerse muhafaza edebileceğini söylüyor ve buna izin veriyor.1

Unutmamalı ki, Risâle-i Nûr’a sadâkatin ehemmiyeti büyüktür. Âlem-i İslâm namına dinsizliğe karşı mücâhede eden elmas gibi bir meslek bırakılıp başka mesleklere girilmez.2

Dipnotlar:
1- Lem’alar, s. 632.
2- Lem’alar, s. 351.

Benzer konuda makaleler:

image_pdfimage_print

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir