Zekâtlarımız nereye?

Salih Sütçüoğlu: “Risale-i Nur hizmeti yapılan merkezlerin binasının yapımı için zekât verilir mi? Binaya zekât verilmez diyenlere ne cevap vereceğiz?”

Ali Fuat Bey: “Hizmet binaları için doğrudan zekât verilir mi? Ancak hülle yapılarak verilir diyenler var. Yani mesela sen öğrenciye veriyorsun. Öğrenci hizmete aktarıyor.”

Dinde hülle –araya gerçek olmayan şahsiyet koymak- tamamen uydurma ve batıl bir yoldur. Mühim bir ibadeti şekle mahkûm etmektir. Caiz olmayan şey tam da budur!

Hiç endişe edilmesin: Bu zamanda din hizmetinin her türlüsüne zekât verilir. Çünkü bu zamanda din hizmetinin her türlüsü manevî cihad hükmündedir.

Çünkü bu zamanda Kur’ân etrafındaki surlar kırılmıştır. Kur’ân’a hücum edilmiştir. Doğrudan doğruya Kur’ân kendi kendini müdafaa eder konuma gelmiştir. Kur’ân’ın i’câzı onun çelik bir zırhı olmuştur. Cihad bu zırh ile yapılacaktır.

Yani din, iman ve Kur’ân hizmeti Müslüman’ın en asil ve en acil hizmeti olarak boynunda bulunmaktadır.

Bu zamanda dünya büyük bir köye dönmüştür.
Ne kadar hizmet yapsan, hak dini ne kadar tebliğ etsen, dünya yine aç, yine açtır!
Yedi milyar insana ulaşacaksın; dini, iman-ı tahkikiyi ve Kur’ân’ı ulaştıracaksın!
Bu zamanda önünde hiçbir engel yok! Paradan ve maddî güçten başka!
Bediüzzaman bu nedenle diyor ki: “Bu zamanda i’la-yı kelimetullah maddeten terakkiye mütevakkıftır.”1

Müslüman’ın önünde bu gün, böyle bir mega-proje var! (“Kur’ân’ın sönmez ve söndürülmez manevî bir güneş olduğunu dünyaya gösterme”2 projesi)
Bu mega-projeye destek vermediğinde sorumluluğu büyük, mahşerde işi vahimdir.

OKU:   Evlerimizin zekâtı yoktur

Kur’ân, zekât verilecek yerlerden birini “fi sebilillah”3 olarak belirliyor.
Fi sebilillah maddesini dört mezhep uleması cihad, yani i’la-yı kelimetullah olarak yorumlamıştır. Ve dört mezhebe göre, mücahidin kılıncı, kalkanı, ok’u, silâhı, atı, barınağı, yiyeceği ve sair tüm ihtiyacı bu kalemden karşılanabilecektir.

Çünkü İslamı tebliğ etmek için sıcak çatışmalara girme zorunluluğu bulunan eski zamanda cihad malzemeleri bunlardı. Çünkü savaşıp müstebit yönetimleri etkisiz hale getirmeden o ülkenin halkına ulaşamıyordunuz!

Şimdi ise tek kişinin burnu bile kanamadan bütün dünya halklarına ulaşılabiliyor, medeni metotlarla hak din tebliğ edilebiliyor!

Bediüzzaman bu nedenle diyor ki: “Medenilere galebe çalmak ikna iledir. Söz anlamayan vahşiler gibi icbar ile değildir!”4

Öyleyse bu günün cihadı manevî bir boyut kazanmıştır.
Keza Bediüzzaman bu nedenle diyor ki: “Dâhildeki cihad-ı mânevî, mânevî tahribata karşı çalışmaktır ki, maddî değil, mânevî hizmetler lâzımdır.”5

Keza Bediüzzaman diyor ki: “Evet, nasıl ki eski zamanda İslamiyet’in terakkîsi, düşmanın taassubunu parçalamak ve inadını kırmak ve tecavüzatını defetmek silâh ile, kılınç ile olmuş; istikbalde, silâh, kılınç yerine, hakiki medeniyet ve maddî terakki ve hak ve hakkaniyetin manevî kılınçları düşmanları mağlûp edip dağıtacak.”6

Öyleyse, “berahin-i katıa”, yani bürhanlar ve hikmetler, yani Sözler ve Risaleler, bu zamanın elmas kılıncıdır,7 seyfülislâmdır (İslâm’ın kılıncıdır).8

Bediüzzaman, Münazarat’ta, işi bu zamanın manevî cihadına zekâtla desteğe getiriyor ve aynen diyor ki:
“Büyük bir çeşme var, şimdiye kadar su-i istimal ile şûristana dağılıp bazı seele ve acezeye neşvünemâ verdi.”9

OKU:   Zekât verme adabı

Şu cümleyi Allah aşkına bir tahlil edelim: Şûristan, çorak topraktır. Seele ve aceze, dilenen ve acziyet gösterip duran gözü doymayan insandır. Bu zamana kadar zekât su-i istimal edilmiş ve böyle çorak topraklara yönlendirilmiştir. (Gerçekten hayati şekilde zekâta ihtiyaç duyanlar elbette bahsimizden hariçtir. Onlara tabii ki verilebilecektir.)

Bediüzzaman devam ediyor: “Bu çeşmeye güzel bir mecrâ yapınız, mesâi-yi şer’iye ile şu havuza dökünüz. Sonra da bostan-ı kemâlâtınıza su veriniz. Bu, hiç bitmez ve tükenmez bir menbadır.

Sual: Nedir o çeşme?
Cevap: Zekât. Sizler Hanefî ve Şâfiîsiniz!”10
Bizce mesele o kadar açık ki, cevazın da ötesinde; Bediüzzaman’ın “bostan-ı kemalat” dediği din, iman ve Kur’ân hizmetlerini zekâtlarımızla desteklemek bir zarurettir!

Artık “taşı, toprağı, binası, halısı, kalemi, kitabı, defteri, bilgisayarı” demeyeceğiz!
Çünkü bunların hepsi bu gün cihad malzemesidir.
Meseleye havuz olarak bakacağız ve bu havuzu her şekilde –araya hülle koyma garabetine düşmeden- zekâtlarımızla destekleyeceğiz.

Bu zamanda bu bir sorumluluktur ve zorunluluktur!
Allah kabul etsin. Âmin!

Dipnotlar:
1 Hutbe-i Şamiye, s. 97; Tarihçe-i Hayat, s. 149;
2 Tarihçe-i Hayat, s. 81;
3 Tevbe Suresi: 103;
4 Hutbe-i Şamiye, s. 217; Tarihçe-i Hayat, s. 105;
5 Emirdağ Lahikası, s. 48;
6 Hutbe-i Şamiye, s. 98; Tarihçe-i Hayat, s. 94, 149;
7 Tarihçe-i Hayat, s. 105, 243;
8 Tarihçe-i Hayat, s. 244;
9 Münazarat, s. 245;
10 Münazarat, s. 246

OKU:   Neşriyat hizmetlerinde zekât

Benzer konuda makaleler:

image_pdfimage_print
Bu makale size yardımcı oldu mu? Evet Hayır

2 comments

  1. Hocam yazdıklarınızın manevi boyutuna katılıyoruz.ama fıkıh usulünde manevi cihad var deyip zekat verilir demek uygun değil.eskiden de medreseler manevi cihadın parçasıydı.fakat mülteka gibi fıkıh kitaplarına baktığınızda göreceksiniz ki medresenin kasasına doğrudan zekat verilmez.çünkü fıkıhta temlik denen bir mesele vardır.”Mal ile yapılan keffaretler, ölülerin kefenlerine, borçlarına veya mescidlerin inşasına harcanamaz. Çünkü keffaret bedellerinin fakirlere yedirilmesi veya onlara temlik edilmesi (mülkiyetlerine geçirilmesi) şarttır. Bu harcamalarda ise yemek yedirme ve mülkiyete geçirme bulunmaz.
    Büyük İslam İlmihali – 292″.Zaten talebeye doğrudan vermek de manevi cihada yardımdır.ama talebeye vermeyince temlik gerçekleşmiyor.bu konuda fahreddini raziden de delil getirilebiliyor.fıkhi meseleler de fıkıh kitaplarına müracaat edelim.yoksa kendi samimi fikrimizle yorum yapınca hem hata yapabiliyoruz,hem fitneye vesile olabiliyor,hem de başka gruplardan tenkidlere maruz kalıyoruz.mesela buna benzer yerlere bakalım.Zekatın, zekata ehil olan kimseye temlik edilmesi (mülkiyetine geçirilmesi) şarttır. Onun için fakirlere ikram olarak yedirilen yemek zekat sayılmaz.
    Yine, bir hayır işine harcanan para zekata sayılamaz. Zekat parası ile hac yaptırılamaz. Yine zekat parası ile ölülere kefen alınamaz veya borçları ödenemez. Fakat bir fakir, aldığı zekat parasını kendi rızası ile bu gibi hayır yollarına harcasa, bundan hem o fakir, hem de ona zekatı vermiş olan şahıs sevab kazanmış olur.
    Yine, bir fakiri bir evde oturtmakla zekata saymak caiz olmaz. Çünkü bu bir temlik sayılmaz.
    Büyük İslam İlmihali – 339

  2. Yukardaki durumlar zekat olmaz, fakat tabiiki sadaka olur.Dua eder,dua bekleriz..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir