İkinci ele düşmemeliydik!

Bu eserler Türkçe yazılmış! İlk defa köylülerin, çiftçilerin, çobanların ellerinde meydana çıkmış!
Köylüler, çiftçiler, çobanlar ölümüne baskıya ve işkenceye rağmen, bu eserlerden kaçmamışlar; bu eserlerin diline, üslubuna, hakikat değerine, iman ve Kur’ân hakikatlerini anlatışına, mantık örgüsüne, ilmî derinliğine, burhan kuvvetine, delil kıymetine hayran kalmışlar, sahip çıkmışlar, bilmeyenler eski yazı yasak olduğu halde ölümüne öğrenip bu eserleri yazmışlar, okumuşlar, anlamışlar, çoğaltmışlar, dağıtmışlar.

Meselâ bir Sav köyünde köylülerin, çiftçilerin, çobanların elleriyle binlerce nüsha yazılmış! (Tarihçe-i Hayat, s. 147, 585)
Bunlar dile kolay; ama tarihte bir benzeri olmayan rakamlar!
Bedîüzzaman hiçbir cebri güç kullanmamış bunlar yapılsın diye!
Bilakis bütün cebrî güçler Bedîüzzaman kitap yazmasın, çoğaltmasın, dağıtmasın, konuşmasın, kimseyle görüşmesin, yaşamasın diye olanca öldürücü gücünü kullanmış!

 

Askerî, psikolojik, akademik, idarî, adlî, cezaî, ölümüne her türlü cebir kuvveti denenmiş!
Ülke insanının kafasında önyargılardan duvarlar ördürülmüş!

Dokunma; irticadır!
Yaklaşma; gericiliktir!
Okuma; yanarsın, hapislerde çürürsün!
Selâm verme; işkence görürsün, vatan haini sayılırsın!
Adından bahsetme; memursan terfi edemezsin, askersen sicilin bozulur, bilim adamıysan akademik kariyer yapamazsın, İlahiyatçıysan gözden düşersin, küçümsenirsin, yükselemezsin!

Bu eserler cephesinden baktığımızda, ülkemizin doksan yılının fotoğrafı budur.
Mesele anlama-anlamama meselesi değildir!
Anlamak isteyen anlıyor.
Anlamak isteyen için, orijinalini bozmadan bir takım masa çalışmaları yaptığınızda anlaşılmayan bir şey kalmıyor.
Meselâ müzakereli derslere ağırlık verebilirsiniz, bilenlerden ve anlayanlardan dinleyebilirsiniz, anlamayı teşvik eden yarışmalar düzenleyebilirsiniz.

OKU:   Kâfir toprak mı olacak?

Keza yayın hizmeti verecekseniz orijinalini bozmadan lügatli, âyet ve hadis mealli baskılar yapabilirsiniz, formalara ayırarak küçülterek her yerde okumaya elverişli cep veya roman boyda basımlar yapabilirsiniz. Basım kalitesini yükselterek, basım biçimini değiştirerek görsel albenisi artırılmış baskılar yapabilirsiniz. Tanıtım ve pazarlama için değişik kampanyalar düzenleyebilirsiniz. Hediye veya sponsorluklarla farklı dağıtım teknikleri uygulayabilirsiniz. Risale-i Nur’u anlamayı merkeze alan seminerler, paneller, konferanslar, programlar düzenleyebilirsiniz.

Yapılması gereken bu ve buna benzer masa çalışmalarıdır!
O zaman herkes sizi alkışlar.
Nitekim cemaatlerin yapmaya çalıştığı şeyler bunlardır.
Ve bunlar doğru şeylerdir.
Herkes birinci elden bir şeyler öğrenmeye çalışıyor.
Ama orijinalliğini ve tazeliğini bozmaya gelince…

Orada durmak lazımdır.
İyi niyetinizi sorgulayamam.
Fakat seviyeyi birinci elden ikinci ele düşürüyorsunuz!
Her şeyden önce, herkesin birinci elden hakikat ile yüzleşme ve daha çok mana öğrenme hakkını elinden alıyorsunuz.
Şimdi, yeni öğrenenler bunu yeterli görecekler ve birinci ele ihtiyaç duymayacaklar. Bu durum, birinci eldeki hazineyi keşfetmelerine mani olacak.

Bu size bir vebal getirmeyecek mi?
Dahası: Anlamak istemeyen için bu da bir çare olmayacak zaten!
Gene okumayacaklar!
Bir zaman herkes okunan ezanı ve yaptığı ibadeti anlasın diye ezanı Türkçeleştirdiler.
On yedi yıl bu memlekette ezanlar Türkçe okundu; ne oldu?
Bunu savunanlar, ezanın ne demek istediğini anladılar ya, camilere mi koştular?
Tam tersi; camilere kilit vurdular!
Çünkü maksat anlamak değildi; deforme etmekti, bozup yıkmaktı!
Bundan nasıl dönülür bilmiyorum, ama Lem’alar’ın sadeleştirilmesine üzüldüm.

OKU:   Mehmet Kutlular’ın Aziz Hatırasına

Benzer konuda makaleler:

image_pdfimage_print

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir