Allah´ın isimlerini ihsâ ve Risâle-i Nûr

Şanlıurfa/Birecik’ten Erkan Akgül: “Risâle-i Nur’da Üstad Hazretleri `Allahü Teâlâ’ ismini yok denecek kadar az telaffuz etmiş. Halbuki bu isim diğer âlimlerce çok telaffuz ediliyor. Bunun sebebi hikmeti ne olabilir?”

Risâle-i Nûr, Allah’ın bin bir esmâsıyla örülmüş bir gül goncası gibidir. Mevzûlar işlenirken Allah’ın isimleri referans alınır. Bahisler derinleştikçe Allah’ın isimlerinden istimdâd edilir. Mânevî hazînelerin kapısı Allah’ın isimleriyle açılır. Ummanlarda, deryalarda Allah’ın isimleriyle yüzülür. İslâm’ın atmosferinde, imanın ufkunda, vahyin verâsında, Kur’ân’ın semâsında Allah’ın isimleriyle uçulur. Hakkın ve hakîkatın kapısı Allah’ın isimleriyle çalınır, açılır, Allah’ın izniyle girilir ve kapı girmek isteyenlere açık bırakılır.

Üstad Bedîüzzaman Hazretleri herhangi bir mevzûda derinliğine hakîkat yolu açarken, konu ile ilgili Allah’ın isimlerine sıkça ilticâ eder ve sığınır. Her bir konuda bir veya birden fazla İsm-i Şerîfi melce’ ve mence’ yapar. Her bir sayfada bir İsm-i İlâhî’den tefeyyüz eder, bir İsm-i Lâhutîyi tezekkür eder, tefekkür eder. Bunu Risâlelerinde, isimleri muhtelif ihtiram ifâdeleriyle telaffuz ederek bârizleştirir.

Meselâ “Bismillâhirrahmânirrahîm” kelimesinin esrârını işlediği risâlede, bu kelimede geçen isimlere mazhariyetinin gereği, Ulûhiyet, Rahmâniyet, Rahîmiyet, Rubûbiyet, Vâhidiyet, Ehadiyet, İstiğnâ ve Samediyet hakîkatlarının kapısını çokça çalar. Bu hakîkatlardan elmaslar ve cevherler çıkarırken Kadîr-i Rahîm, Mâlik-i Ebedî, Hâkim-i Ezelî, Rezzâk-ı Kerîm, Mün’im-i Hakîkî, Ehad, Samed (1), Zât-ı Zülcelâl, Zât-ı Rahmânirrahîm, Rabb-i Rahîm, Zât-ı Akdes, Zât-ı Vâcib’ül-Vücut, Sultan-ı Ezel ve Ebed, Müstağni-i Ale’l-ıtlak, Sultan-ı Sermedî isimlerini telaffuz, tezekkür, tefekkür, tefeyyüz ve tâdâd eder. (2)

OKU:   Hayatın ebedî cazibesi

Meselâ namazın beş vakte tahsisinin hikmetine ve esrârına girerken Saîd Nursî Hazretleri, önce ibâdetin ve namazın mânâsını verir. Kulun acziyetini ve zaafiyetini şefaatçi yapar ve Allah’ın birden fazla sıfatını melce kabul eder. Derinleştikçe kul, kusur ve noksanlıklarla mübtelâ oluşunu idrâk etmeye ve ubûdiyete çağırılırken; Cenab-ı Hakk’ın Celâli, Kudreti, Cemâli, Kemâli, Gınâsı, İzzeti, Azameti, Rahmeti, Rubûbiyeti, Kayyûmiyeti, Kıdemi, Bekâsı, Kahrı, Mâbûdiyeti ve Mahbûbiyetinden her birisi ayrı birer dergâh kapısı olarak çalınır, açılır ve girilir. Her bir kapıdan girildikçe, bu kapı ile ilgili ism-i şerîf tâdâd ve ihsâ edilir. Nitekim bu çerçevede Dokuzuncu Söz’de, Kadîr-i Zülcelâl, Rahîm-i Zülcemâl, Kahhâr-ı Zülcelâl, Kayyûm-u Bâkî, Kadîm-i Bâkî, Cemîl-i Lemyezel, Celîl-i Lâyezâl, Rabb-i A’lâ, Mahbûb-u Bâkî, Kadîr-i Kerîm, Mâbûd-u Hakîkî, Hâlık-ı Mevt ve Hayat, Hakîm-i Zülkemâl, Hafîz-i Rahîm, Gânî-yi Mutlak, Rahmân-ı Zülkemâl ism-i şerîflerine daha fazla müracaat edilir. (3)

Bedîüzzaman Hazretleri bu isimleri tâdâd ederken, bir yandan hakîkatların en derin kuytularındaki mücevherlere dikkat çeken ve ulaştıran birer ip ucu sunmuş olur; diğer yandan Peygamber Efendimiz’in (asm) “Kim Allah’ın isimlerini ihsâ ederse Cennet’e girer”(4) hadis-i şerifinde verilen müjdenin kapısını aralamış, Peygamber (asm) müjdesine nâil olmak için “isimleri ihsâ etmenin” keyfiyetini, biçimini, tarzını, şeklini ve yolunu göstermiş olur.

Böylece Saîd Nursî Hazretleri Allah’ın isimlerini ihsâ etmeyi “tefekkür” hayatımıza getirmek sûretiyle, Cennet’e vesîle olmakla berâber; sadece “saymaktan” ibâret zannedilen “ihsâ” mefhumunu açmış, açıklamış, tefsîr etmiş, zenginleştirmiş ve mühim bir “Sünnet-i Seniyyeyi” ihyâ etmiştir.

OKU:   Levh-i Mahv ve Levh-i Mahfuz

Diğer yandan, Allah’ı zikri yalnız “Allah”, “Hû”, “Hayy”, “Hak” gibi sayılı isimlere münhasır kılmaz; bu isimleri de zikretmekle berâber, zikri mümkün mertebe bütün isimlere teşmil eder, yani zikri umûmîleştirir. Başka bir ifâdeyle Allah’ı zikirde kalp ile berâber aklı, fikri, dimağı ve diğer duyguları itminâna kavuşturur. Başka bir ifâdeyle “İlim ve Akıl” çağının insanına Allah’ın zikrini ilimle, tahkîkle ve tefekkürle bütünleştirir.

Bir diğer ifâdeyle Risâle-i Nûr, insanın “Ahsen-i Takvîm” üzere yaratılış hikmetini Allah’ın isimleriyle keşfeder.

Dipnot:
1-Sözler, s. 12, 13;
2-Sözler, s. 18, 19;
3-Sözler, s. 48, 49;
4-Buhârî, 8/1165; Tirmizî, Daavât, 86;

Benzer konuda makaleler:

image_pdfimage_print

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir