İsmi mahfuz okuyucumuz: “Zekâtın kazası olur mu? Mallarımızın bir vesile ile elimizden çıkması, zenginlik anında veremediğimiz zekâtlarımız yerine zekât sayılır mı? Yoksa kendi isteğimizle verdiğimiz mallar mı zekât olur? Vakti girmiş ibadeti ihmal edersek tokat yer miyiz?”

VERİLMEYEN ZEKÂT KANSER HÜCRESİ GİBİDİR

Zekât, mal ile yapılan bir ibadettir.
Vakti gelmiş zekât verilmediğinde, bir kanserli hücre gibi, zimmeti kişinin üzerinde kalır. Ne zaman verse bu ibadeti eda etmiş, kendi malını kanserli hücreden temizlemiş olur.
Eğer vermez ise, vermediği sürece bu kanser hücresi büyür ve temiz malı da götürür.

Kişinin zenginliği devam etmez mi?
Edebilir. Fakat zekâtını vermediği sürece, bu yükümlülüğü üzerinde taşımaya devam eder.
Bu süreç tehlikelidir.

Zekâtı geciktirmek risktir, sırtı kalınların işidir. Her türlü musîbete dâvetiye çıkarmaktır.
Verilen zekât ve sadaka nasıl belâları def ediyorsa, verilmeyen zekât da aynen öyle belâları celb ediyor.
Önce para bereketsizleşiyor. Çok para iş yapamaz hale geliyor.
Sonra giderek malı ve hatta canı götüren bir musîbete dönüşebiliyor.

ZEKÂT İHMALE GELMEZ

Bedîüzzaman Hazretleri Rüyada Bir Hitabe’de Müslümanların Birinci Dünya Harbinde uğradıkları mağlûbiyetlerin ve içine düşürüldükleri başarısız savaş musîbetinin “görünmeyen” sebeplerini ve “kaderin” bu musîbete neden fetvâ verdiğini, daha önce Hazret-i Hızır’da da (as) görülen ve Peygamber Efendimiz’in (asm) ümmetine açtığı yollardan birisi olan “ledün ilmi” anahtarıyla çözümler. Ona göre, bu musîbet, üç mühim Allah emrine karşı ihmalimizden ileri gelmiştir. İhmal ettiğimiz bu emirler namaz, oruç ve zekâttır.

Orada Bediüzzaman zekâtın ihmali ile ilgili diyor ki: Rabbimiz, ihsan ettiği maldan, ondan veya kırktan birisini zekât olarak istedi. Biz cimrilik ettik, nefsimize zulmettik ve zekâtı vermedik. Cenâb-ı Hak ise mecburî mal zayiatı vermek suretiyle bizden birikmiş zekâtı toptan aldı. Milletçe açlıklara, yokluklara ve yoksulluklara ondan sürüklendik.1

Söz konusu hitabeden anlıyoruz ki, namaz, oruç, zekât ve hacdaki ihmallerimiz bize hep tokat getirmiştir. Bu tokatlar kimi zaman günahlarımıza kefaret olmuş, kimi zaman da günahlarımızı arttırıcı sonuçlar doğurmuştur. Cenâb-ı Hak, dünyevî musîbetlerle ehl-i imanı terbiye eder, ibadetlerdeki “ihmal” günahını kefaret ve bedellerle ödetir.

KEFARET BELÂ, ASLINDA AHİRET HESABINA İYİDİR

Allah’ın geçici dünyevî cezalar ile ebedî âhiret kaybını önlemesi, ceza ne kadar şiddetli olursa olsun, şüphesiz ebediyet lehine Allah’ın şefkatini ve merhametini gösterir.
Vaktinde zekâtını ödemediğimiz kazançlarımıza karşılık gelecek biçimde malî kayıp içine girmiş olursak bir gün, bu kaybın borcumuz olan zekâta mahsuben verildiğini düşünebiliriz. Böylece, hâdiseyi doğru okumuş oluruz.
Fakat bu kayıp, zekât borcumuza muafiyet getirir mi? Hayır, getirmez.
Esas olan, bilerek ve elimizle vermektir. Sorumluluk bundadır, sevap da bundadır.
Zekât ibadetinin sevabına, feyzine, faziletine, bereketine, esenliğine, huzuruna ve hayrına, ancak elimizle ve isteğimizle vererek ulaşabiliriz.
Malî kayıplarımız sadaka hesabına geçer; o ayrı bir durumdur.

Bu durumda; zekât borcumuzun bakiyesi varsa, başımızdan malî bir kayıp geçmiş olsun olmasın, eğer Allah yeniden malî güç ve imkân lütfederse, geçmiş zekâtlarımızı hesaplayarak hak sahiplerine ulaştırmamız bizim için mutlak hayra, sevaba ve günahlarımızın bağışlanmasına inşaallah vesile olur. Daha önce yaşadığımız malî kaybın da, “sadaka” hükmüne geçmesi-–inşaallah—böylece mümkün olur.  Böyle bir toplu ödemeyi gerçekleştirmeye güç yetiremez isek; hiç olmazsa bundan böyle zekât ibadetini yerine getirme çabasında olmalıyız. Eski borç için de, imkânımız ölçüsünde bir şeyler vermeye gayret ederek, Cenâb-ı Hakk’ın affını umabiliriz.

Unutmayalım ki, mü’minin niyeti amelinden hayırlıdır.

Dipnot:
1- Dîvân-ı Harb-i Örfî ve Sünûhât, s. 116.


KONU İLE İLGİLİ MAKALELER

Oruç için niyet vakti
728
İstanbul’dan Mustafa Deniz: “Acaba geceden oruç tutma düşüncesi olan hatta sahuru öne alan ve yatarken dille niyet etmeyip sabah istiva veya kaba kuşluk vaktine kadar niyetini talik eden biri ya da va...
Belâları celbeden on beş cürüm
2.379
Mustafa Bey: “Câmiü’s-Sağîr’in 1. Cildinin 428 No’lu hadiste ümmetin başına geleceğinden haber verilen kızıl rüzgâr, yere batma ve suret değiştirme belâlarının mahiyetleri nelerdir?”ON BEŞ CÜRÜM...
Hayati bir tehlike atlatan orucunu açarsa
600
Bursa’dan okuyucumuz: “Ramazanda oruca niyetlenmiş bir itfaiye eri, gün içinde yangın çıksa ve yangın söndürme işine girişse, dumana boğulsa, ağzı ve damağı kurusa, fenalaşıp su ile orucunu açarsa ken...
Bir Teravih Hatırlatması
529
Muammer Asar: “1- Teravih namazında yirmi rekâta toptan niyet mi edilir, yoksa her selâmdan sonra yeniden niyet mi edilir? 2- Teravih namazında Hanefi imama Şafii birisi uyabilir mi?”1- Teravih ...
Belâlar safer ayında mı yazılıyor?
883
Ekrem Manisalı: “Şu bilginin sıhhat derecesi nedir: ‘Safer ayında Levh-i Mahfuz’dan birinci kat sema ya 320.000 belâ inmektedir. Bu belâlar ve kazalar sene içine yayılmaktadır. Bir dahaki safer ayına...
Borçlu ve nakit sahibinin zekatı
889
Sibel Yıldız: “Biriktirdiğimiz paradan ev almak için her ay para ödüyoruz. Bu iki sene sürecek ve sonunda yine yüklü bir miktar para ödememiz gerekecek. Dolayısı ile şimdiden borçluyuz. Elimizdeki par...
Hastalıklar imtihan mı, arınma mı?
6.096
“Başımıza gelen musibetlerin hangisinin imtihan, hangisinin yaptığımız bir hatadan dolayı olduğunu nasıl anlarız? İşlediğimiz bir kusurdan geldiğini düşündüğümüz bir durumda ne yapmalıyız?”Başımız...
Niyetin keyfiyeti
656
Gemlik’ten Kadir Bey: “Sahura kalkmış, ama unuttuğu için niyetlenmemiş bir kişi orucunu açsa kefaret gerekir mi?” İslâmiyet’te niyet resmî bir tören değil, dilin birkaç cümlesine indirgenmiş bir eyl...
Şevval orucu kaza ve nafile oruca niyet edilerek tutulur mu?...
11.417
Yalçın Gücük: “Kaza orucuna niyet ederken Şevval orucuna da geçer mi?”Bir taşla iki kuş vurmak güzeldir. Fakat mü’min oruç tutmakla zaten bir taşla on kuş vurmaktadır. İster Ramazan orucu olsun,...
Risâle-i Nur´da zekât
3.531
Trabzon’dan okuyucumuz: “Yirmi İkinci Mektubun İkinci Mebhas’ındaki suâlin ikinci haşiyesinde, ‘Eskiden verdiği kırktan ki, her sene gâliben ve lâakal ribh-i ticarî ve nesl-i hayvanî cihetiyle, o kırk...