Yalan ve sıdk ne demektir?

Hits smaller text tool iconmedium text tool iconlarger text tool icon
Kütahya/Şaphâne’den Mehmet Yüksel ve Bayram Pekel: “İşârâtü’l-İcâz’da 87 ve 93. sayfalarda geçen yalan ve sıdk ne demektir?”

Kur’ân yalan söylemeyi haram kılmıştır. Sıdk, yani doğruluk ise Kur’ân’ın, Allah’a îmândan sonra birinci derecede emri olan bir davranıştır. Yalan söylemek büyük günah olduğu gibi, bilhassa dîn hususunda yalan söylemek, inanmadığı halde inandığını söylemek günahı katmerleştirir. Cenâb-ı Hak şöyle buyurur: “Allah’ı ve mü’minleri güyâ aldatmaktadırlar. Halbuki onlar yalnız kendilerini aldatırlar da farkında bile olmazlar. Onların kalplerinde nifak hastalığı vardır. Âyetler peş peşe inip İslâm inkişaf ettiği halde inanmadıklarından, Allah da onların hastalıklarını artırmıştır. Âyetlerimizi yalanlayıp durmaları yüzünden onlara pek acı bir azap vardır.”1

Bu âyetlerin tefsîrinde Üstad Hazretleri Kur’ân’ın yedi derecede yalan söylemeyi ve nifakı gâyet çirkin gösterdiğini kaydeder. Bu dereceler şunlardır:

1-Allah’ı kandırmak gibi imkânsız bir şey yapmak istediklerinden dînde yalan söylemeleri ahmaklıktır.
2-Yalanda menfaatleri bulunduğunu zannettikleri için sefihtirler, akılsızdırlar.
3-Yararı zarardan ayırt edemedikleri için câhildirler.
4-Tıynetleri pis, sıhhatlerinin madeni hasta, hayat kaynakları ölmüş olduğundan rezildirler.
5-Şifâ talep ettikleri halde hastalıklarını arttırdıkları için zillet içindedirler.
6-Elemden ve acıdan başka bir şey vermeyen acıklı bir azaba müstehaktırlar.
7-İnsanlarca alâmetlerin en çirkini olan yalancıdırlar.2

Yalan söylemek hangi hal ve şart olursa olsun câiz değildir. Şeriatın izin verdiği kısım doğrudan yalan söylemek değil; “kinâye” sûretiyle kapalı ve yoruma açık konuşmaktan ibârettir.

Öyleyse yol ikidir: Ya susmaktır, ya da doğruluktur. Yalan söylemek İslâmiyetin tercihi değildir. İslâmiyetin esası doğruluktur. İmânın en özel niteliği doğruluktur. Bütün kemâlât kapılarını açacak olan da doğruluktur.3

Allah doğruların yardımcısıdır.

Dipnot:
1-Bakara Sûresi, 2/9, 10;
2-İşârâtü’l-İ’câz, s. 87;
3-İşârâtü’l-İ’câz, s. 93.