Levh-i Mahv ve Levh-i Mahfuz

 

M. Cumaliev: “Risale-i Nurda geçen Levh-i mahfuz Levh-i Mahv ve yazar bozar tahtası veya İsbat hakkında bilgi verebilir misiniz? Kitaplardan biraz okudum ama çok iyi anladığımı söyleyemem. Konu olarak anlamak öğrenmek istiyorum.”

Bedîüzzaman Hazretleri Otuzuncu Söz’de Levh-i Mahv ve İspat ile Levh-i Mahfuz-u A’zâm’ı birbirine bağlı olarak tanımlar. Levh-i Mahv ve İspat; içinde yaşadığımız değişken âlemdir. Her saat, her an, her saniye her şeyin değiştiği ve hiç durmadan yenilendiği, baş döndürücü bir hızla bir akarsu gibi hiç durmadan akan bu âlem, her zerresiyle Levh-i Mahfuz-u Azâm’a bağlıdır. Levh-i Mahfuz-u A’zâm ise Allah’ın emir, irade ve ilmine ait büyük kayıt defteridir.

Levh-i Mahfuz, sözlükte korunmuş levha demektir. Kur’ân’da Kur’ân’ın aslının Levh-i Mahfuz’da korunduğu bildiriliyor.1 Cenab-ı Hakk’ın olmuş ve olacaklarla ilgili emirleri Levh-i Mahfuz’da gizlidir.

Levh-i Mahfuz’da sebat ve devamlılık esastır. Levh-i Mahv ve İspat’ta ise değişkenlik ve yenilenmek esastır. Çünkü Levh-i Mahv ve İspat, Allah’ın ilmine ve iradesine göre yazılmış bulunan Levh-i Mahfuz-u A’zâmdaki İlâhî bilgilerin icrası, imlâsı ve yazılımı mahiyetinde, hiç durmadan değişen bu âlemdir.

Allah (cc), istediği her şeyi, istediği her an, istediği şekil ve sıfatla değiştirir. Her şeye, her zaman yeni bir tarz ve yeni bir şekil verir, her şeyi halden hale uğratır. Kâinatta her şey Allah’ın iradesiyle, kudretiyle ve hikmetiyle bir yazar-bozar tahtası hükmünde her an değişikliğe uğramakta, her an yenilenmekte, her an tazelenmektedir.

OKU:   Zekâtı şûristandan kurtarmak

Kâinat sarayında her şeyin elbisesinin her saatte tam bir intizam içinde değiştirildiğini beyan eden Bedîüzzaman, Sâni-i Zülcelâl’in zamana bir ip gibi, bir şerit gibi her sene başka bir âlemi takıp gösterdiğini, o taktığı âlemi de senenin her gününde intizamla ve hikmetle yeniden değiştirdiğini kaydeder.2

“Göklerin ve yerin yaratılışı ile dillerinizin ve renklerinizin farklılığı da Onun âyetlerindendir.”3 âyetinde göklerin ve yerin yaratılışından en son silsile olan dillerin ve renklerin farklılığına intikal eden Kur’ân’ın i’câzkârâne bir îcâz gösterdiğini kaydeden Saîd Nursî, bu âyetin Sâni-i Hakîm’e şehâdet eden âlem sahifesini nazara verdiğini; göklerin ve yerin yaratılmasından, göklerin yıldızlarla tezyin edilmesi ve yeryüzünün hayat sahipleriyle şenlendirilmesine kadar; sonra, güneş ve ayın istihdam edilerek mevsimlerin değiştirilmesinden, gece ve gündüzün birbiri peşi sıra devrine ve bu devir içindeki muhtelif değişikliklere kadar bütün tecellîlerin ve değişikliklerin, Cenab-ı Hakk’ın isimlerinin eserleri olduğuna bu âyetle işâret edildiğini beyan eder. 4

Saîd Nursî Hazretlerine göre, her şeyin dizgini elinde ve her şeyin anahtarı yanında bulunan Allah, gece ve gündüzü, kış ve yazı bir kitap sayfaları gibi kolayca çevirir, dünya ve âhireti iki menzil gibi bunu kapatır, onu açar.5

Kolumuzdaki saatin sabit gibi görünmesine karşın, içindeki çarkların durmak bilmeyen hareketleriyle daima bir zelzele yaşadığını kaydeden Bedîüzzaman, İlâhî kudretin bir büyük saati olan şu dünyanın da görünüşteki sabitliğiyle beraber, daimî bir zelzele ve değişiklik içinde yuvarlandığını beyan eder.6

OKU:   Risâle-i Nûr´un ehemmiyeti

Üstad Saîd Nursî’ye göre, dünyanın gece ve gündüzü, o büyük saatin saniyelerini sayan iki başlı bir mil hükmündedir. Sene o saatin dakikalarını saymakta, asır ise saatlerini saymaktadır. Zaman da, dünyayı yokluk dalgalarına atmakta; geçmişi ve geleceği yokluğa vererek, meydanda yalnız hazır zamanı bırakmaktadır. Böylece akıp giden zaman fırtınası içerisinde değişmeyen hiçbir şey kalmamaktadır. Dünyada her şey vahşî bir akarsu gibi hızla akmakta, akıntının her saniyesinde her şey değişmektedir. Her şeyin böylesine değişmeye maruz kalması Cenab-ı Hakkın isimlerinin cilvelerinin, tasarruflarının ve tecellilerinin her saniye tazelendiğini göstermektedir.7 Tazelenen ve değişen kâinat sayfasına, levh-i mahv ve ispat deniyor.

DUÂ

Ey Selâm-ı Rahîm! Korkumuzu emniyete, ye’simizi umuda, cehaletimizi tevazua çevir! Ağlamamızı tövbeye, gülmemizi şükre, bilmemizi hulus-u kalbe tebdil eyle! Adavetimizi muhabbete, husumetimizi uhuvvete, nefretimizi sevgiye tahvil eyle! İmanımızı kemâle erdir! Amelimizi sâlih kıl! Kulluğumuzu makbul eyle! Âmin!

Dipnotlar:

1- Burûc Sûresi, 85/22

2- Sözler, s. 61

3- Rûm Sûresi, 30/22

4- Sözler, s. 363

5- Sözler, s. 390

6- Sözler, s. 401

7- Sözler, s. 402

Benzer konuda makaleler:

OKU:   İnsan ve istibdat

image_pdfimage_print
Bu makale size yardımcı oldu mu? Evet Hayır

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir