Gözde Hanım: “Hadis kaynaklarında geçen Kâ’bü’l-Ahbar’ı kısaca tanıtır mısınız? Kâ’bü’l-Ahbar’ın elinde tahrif olmamış Tevrat olduğu söyleniyor. Bu doğru mudur? Eğer doğru ise günümüze neden ulaşamadı?”

KÂ’BÜ’L-AHBAR VE KİLİTLİ DOLAP

Kâ’bü’l-Ahbar benî İsrail âlimlerindendir. Yemenli’dir. Doğumu yaklaşık 551 yıllarına, ölümü ise 652 yılına rastlar. 104 yaşında vefat etmiştir.

Uzun ömrünün başlangıcında bir Yahudî âlimiydi.

Bir Yahudî âlimi olan babasından Tevrat’ı okumayı ve yazmayı öğrendi.

Rivayete göre babası kendisine tahrif edilmemiş Tevrat’ın bazı nüshalarını vermiş, bazı nüshalarını ise dolaba kilitleyerek kendisinden saklamış; Yesrib’de gelecek Peygamber gelmeden dolabın kilidini açmamasını tembihlemişti.

Kâ’b daha sonra kendi gayretleriyle Kitab-ı Mukaddes hakkında çok bilgi sahibi oldu.

Hazret-i Muhammed’in (asm) peygamber olarak geldiğini işitince babasının dolaba kilitlediği kitapları çıkarıp okudu ve orada Son Peygamberin özelliklerini buldu. Hazret-i Muhammed’in (asm) Tevrat ve İncil’de müjdelenen Son Peygamber olduğunu görünce Müslüman oldu ve diğer Yahudî âlimlerini de Müslüman olmaya ikna etmeye çalıştı.

Kâ’b’ın elinde tahrif edilmemiş bir Tevrat nüshasının bulunduğu rivayeti doğrudur. Hattâ bu nüsha marifetiyle tahrif edilmiş kitaplardaki uydurmaların da farkındaydı. Bu nedenle İslamiyet öncesi rivayetlerin doğrusunu yanlışından seçebilecek bir bilgiye de sahipti.

TEVRAT’TA PEYGAMBERİMİZ (ASM)

Bediüzzaman Kâ’bü’l-Ahbar’ın bu yönüne işaret ederek, onun için: “Ulema-i Yehuddan İbni Bünyamin ve Muhayrık ve Kâ’bü’l-Ahbar gibi çok ulema-i Yehud, evsâf-ı Nebeviyeyi kitaplarında gördüklerinden, imana gelmişler, sair imana gelmeyenleri de ilzam etmişler”1 diyor.

Keza Bediüzzaman “Meşhur Kâ’bü’l-Ahbar denilen Benî İsrail’in allâmelerinden, o zamanda daha çok tahrifata uğramayan Tevrat’ta aynen şu gelecek ayeti ilân ederek göstermişler”2 diyor. Ve Bediüzzaman Tevrat’ın tahrif edilmemiş ayetlerinden örnekler veriyor.

Mesela bir Tevrat ayeti şöyledir: “Ey Peygamber! Muhakkak ki Biz seni bir şahit, bir müjdeleyici, bir sakındırıcı ve ümmîler için bir dayanak olarak gönderdik. Sen Benim kulumsun ve sana Mütevekkil ismini verdim. Sen ne katı kalpli, ne huysuz ve ne de sokaklarda böbürlenerek yürüyen biri değilsin. Sen kötülüğe kötülükle de karşılık vermezsin. Sen affeden ve bağışlayan bir peygambersin. Eğriliğe girmiş olan halk onunla yolunu doğrultuncaya ve ‘Lâilâhe İllallâh’ deyinceye kadar Allah o peygamberin ruhunu almaz.”3

Bir diğer Tevrat ayeti de şöyledir: “Muhammed, Allah’ın Resûlüdür. Mekke onun doğum yeri, Medine hicret yeri, Şam onun mülküdür. Ümmeti ise hamd edici kimselerdir.”4

KÂ’B’IN KISSALARI

Kâ’b önceleri İslâmiyet öncesi kıssaları çok anlatırdı. Hazret-i Ömer (ra) kendisini uyarınca artık kıssa anlatmadı.

Yahudî kaynaklarından çok beslenmiş olması itibariyle Kâ’bü’l-Ahbar’ın rivayetleri hep şüphe ile karşılanmıştır. Ama kendisinin samimî bir Müslüman olduğunda şüphe yoktur.

Kâ’b zamanında Tevrat nüshaları İbranice idi. Yahudî bilginlerinin elinde idi.

Fakat Kur’ân inmeye başladıktan sonra artık tahrif edilmemiş de olsa Tevrat’ın hükmü kalmadı. Bu nedenle Tevrat nüshaları Yahudî bilginlerin elinde kalmaya devam etti.

Bugün itibariyle bazı yorum sapmaları görülse de, Tevrat’ın tevhid inancından saptığını söyleyemeyiz. Fakat bazı tarihî vakalarda gizleme veya tahrif görülmektedir.

Asıl nüshanın ise varsa ortaya çıkarılması işi tarihçilerin işidir.

DUÂ
Ya Rab! Sen Kahhar’sın, Cebbar’sın, Zü’l-Celal’sin! İslâm düşmanlarını kahreyle! Zalimlerin belâlarını def’eyle! Zulmün pençesinden, gadrin vahşetinden, fasık zilletinden, kâfir dehşetinden, deccal fitnesinden, imtihan şiddetinden Müslümanları hıfzeyle! Dünyada ukbada Müslüman’a lütfeyle, rahmeyle, mağfiret eyle! Âmin!

Dipnotlar:

1- Mektubat, s. 164
2- Mektubat, s. 167
3- Mektubat, s. 167; Buharî, Büyû’: 5
4- Mektubat, s. 167