Anasayfa Kategoriler İbadet ve Kulluk İbadetin bize kazandırdıkları

İbadetin bize kazandırdıkları

Hits smaller text tool iconmedium text tool iconlarger text tool icon
KKTC’den isimsiz okuyucumuz: “İbadet bize dünyada ve âhirette neler kazandırır?”

İbadeti sırf Allah rızâsı için yapmalıyız. Zira ibadet kul ile Hâlık Teâlâ arasında pek yüksek bir bağ, çok şerefli bir nisbet ve pek yüce bir râbıtadır. Bununla berâber, her bir ibadette sayısız faydaların bulunduğu da muhakkaktır. Çünkü ibâdetler, Allah’ın tensibiyle ve emriyle sübut bulmuşlardır. Allah’ın tensibi ve emri ise her zaman bir ulvî irâdeyi göstermekte, sayısız yüksek faydaları netice vermektedir.


Bedîüzzaman Saîd Nursî Hazretleri insanın ibâdete olan şiddetli ihtiyâcını özetle şöyle açıklar: İnsanın başta şehevî kuvvetleri, gazabî kuvvetleri ve aklî kuvvetleri olmak üzere, tüm kuvvet ve kâbiliyetlerinin hareket alanı sınırsızdır. Bu sınırsız alan insanda sayısız meyil ve arzûların doğmasını da berâberinde getirmiştir. Bu sayısız ve sınırsız meyil ve arzûlar ise terbiye altına alınmalı ve disipline edilmelidir. Aksi takdirde, sınırsız başıboşluklara, sınırsız zulüm ve tecâvüzlere neden olacaktır.



İşte insanın sınırsız duygularını sınırlamak, terbiye altına almak ve tecâvüzlerini durdurmak için, Allah’ın din göndermesine ihtiyaç vardır. Bu dîn, Allah’ın büyüklüğünü zihinlerde tespit edecek, inanç esaslarını vazedecek ve îmânın hüküm ve hakîkatlerinin ruhlarda inkişâfını sağlayacaktır. Kalplerde îmânın yerleşmesi, sübûtu, takviyesi ve inkişâfı için ise “ibâdet” eşsiz bir cerrâhî ameliyât hükmündedir. (1)


Vicdânî ve aklî olan iman hakîkatlerinin, ancak Allah’ın emirlerini yapmaktan ve nehiylerinden kaçınmaktan ibaret olan ibadetle takviye edileceğini, aksi takdirde îmânın tesirinin zayıf kalacağını beyan eden Üstad Bedîüzzaman Hazretleri, ibadetlerin faydalarını dünyevî saadet, uhrevî saadet, ferdî kemâlât ve toplumun huzuru açısından muhtelif biçimlerde ele alır:



İbadetler, dünyâ saadetinin görünmeyen güçleri ve gizli kuvvetleridirler. Mutlu ve huzurlu bir dünya hayatı için ibadetlerin sayısız kazanç ve sınırsız faydaları vardır. Şöyle ki, ibadetler, fikirleri Cenâb-ı Hakk’a çevirir. Kulun Allah’a olan teveccühü, emirlerine boyun eğmeyi gerektirir. Allah’ın emirlerine boyun eğmek ise, kulu mükemmel bir biçimde intizam altına alır. Kul hareketlerinde intizam altına girmekle ve kâinâtın umûmî nizâmına tâbi olmakla hikmetin sırrını anlar. Hikmet ki, kâinât sayfalarında parlayan sanat nakışlarıyla kendini göstermektedir. İşte hikmetin sırrını anlayan insan, işinde ve çalışmalarında başarılı olur. Başarılı olan insan ise, her zaman ve her yerde mutlu ve huzurlu olur.


İnsan cismen küçük, zaîf ve âciz olmakla beraber; pek yüksek bir ruhu taşıyor, pek büyük bir istidada mâliktir, hasredilmeyecek derecede meyilleri vardır, sınırsız emellere sahiptir, hesapsız fikirleri vardır, hadsiz şeheviye ve gazabiye gibi kuvvetleri vardır ve öyle acaib bir yaratılışı vardır ki, yaratılmış bütün türlere ve âlemlere fihriste hükmündedir. İşte böyle bir insanın o yüksek ruhuna genişlik veren, ibadettir; istidadlarını inkişaf ettiren, ibadettir; meyillerini temyiz ve tenzih ettiren, ibadettir; emellerini tahakkuk ettiren ibadettir; fikirlerini nizam ve intizam altına alan, ibadettir; şeheviye ve gazabiye kuvvelerini had altına alan, ibadettir; görünen ve görünmeyen uzuvlarını ve duygularını kirleten tabiat paslarını izale eden, ibadettir; insanı mukadder olan kemalâtına yetiştiren, ibadettir; kul ile Yaratıcı arasında en yüksek ve en latif olan nisbet, ancak ibadettir. Evet insanlığın kemâl ve olgunluğunun en yükseği, şu nisbet ve münasebettir. (2)


İbadet bizi doğrudan Allah’a bağladığından, her belâ ve musîbet ânında sığınacak sonsuz kudreti tanımamızı kolaylaştırır. İbâdetle, bizi sevinçli ve mutlu kılan her nimet için şükredeceğimiz tek mercîin Yüce Allah olduğunu kavrar ve şükrederiz. İbâdet bütün canlılara, varlıklara ve insanlara bakışımızı müspet yönde değiştirir. Her şeyi kendimize düşman değil, kardeş hissederiz. Ne hiçbir şeyi olduğundan büyütürüz. Ne de kendimizi her hangi bir şeyden üstün tutarız. İbâdet hayatımızda plân ve programı hâkim kılar. Plânlı bir hayat ise işlerimizi düzene koyar. İbâdet geçim genişliğine, bolluğa, berekete ve duâlarımızın kabûlüne vesîle olur. Zor günlerimizde Allah’ın yardım ve inâyetini kolaylaştırır. İbâdetler, bizi kötülüklerden alıkoyarlar. Kötülüklerden uzak kalanlar herkesçe sevilirler, işlerinde muvaffak olurlar ve hayatlarında huzur bulurlar.



İbâdetlerin sosyal yönü de vardır ve girdikleri toplumu top yekûn ihyâ ederler. İnsan ibâdet sâikasıyla bütün Müslüman’lara karşı bir münâsebet kazanır, kuvvetli bir irtibat ve bağlılık elde eder, herkesi kendisine kardeş bilir. Bu irtibat ise kuvvetli bir uhuvvete ve hakîkî bir muhabbete kapı açar. Toplum hayatının terâkkîsi ve kemâli için en birinci basamaklar ise uhuvvet ile muhabbettir. (3)


Allah’ın emirlerine uyması ve yasaklarından kaçması sayesinde bir kul, toplum hayatında çok mertebelere yükselir. Öyle işler başarır ki, bir fert iken, umûmî faydaları temin ettiği ölçüde tek başına bir millet hükmüne geçer. Ve büyük bir himmetle topluma hizmet eder. Topluma böyle hizmet edenler çoğaldıkça, toplum top yekûn huzur ve refah seviyesine yükselir.(4)



İbâdetler âhiret saadetinin de temel taşlarıdırlar ve ana direkleridirler. Her bir ibâdetin, âhirete dönük sayısız faydaları ve hikmetleri vardır. Ezcümle: İbâdetler, âhiretteki her sıkıntıda yüz akımız olurlar ve Allah’ın yardımına, mağfiretine, rahmetine ve rızâsına nâil olmamıza vesîle olurlar, günahlarımızın bağışlanmasını ve Peygamber Efendimiz’in (asm) şefaatine nâil olmamızı kolaylaştırırlar. İbâdetler, Cehennem azâbından korunmamızı ve kurtulmamızı netice verirler; sırat köprüsünü geçmemizi, Cennetin sahillerine ve Allah’ın cemâline ulaşmamızı müyesser kılarlar. İbâdetler, Allah’ın sonsuz lütuf, ihsân ve ikrâmlarına sayısız kapılar açarlar ve âhirette ebedî mutluluğa ve ölümsüz saadete ulaşmamıza vesîle olurlar.

Dipnot:
1-Nursî Saîd, Bedîüzzaman, İşârâtü’l-İ’câz, s. 140, 141; Lem’alar, s. 20;
2-İşârâtü’l-İ’câz, s. 142;
3-a.g.e., s. 142;
4-a.g.e., s. 141.