Anasayfa Kategoriler Cennet ve Cehennem Allah hesap sorar azap verir

Allah hesap sorar azap verir

Hits smaller text tool iconmedium text tool iconlarger text tool icon
Malatya/Hekimhan’dan Erkan AKGÜL: “‘Ateşi insanlar ve taşlar olan Cehennem’den sakının’ âyetini açıklar mısınız? Bu âyette taşların nazara verilmesinin hikmeti nedir?”

İlgili âyetleri hatırlayalım:

* “Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabb’inize kulluk edin ki, Allah’ın azabından korunasınız. O ki, yeri sizin için bir döşek, göğü de bir bina yaptı. Gökten su indirdi, onunla size rızık olarak çeşitli ürünler çıkardı. Öyleyse siz de, bildiğiniz halde, Allah’a eşler koşmayın. Eğer kulumuz Muhammed’e indirdiğimiz Kur’ân’dan şüphe içinde iseniz, haydi onun gibi bir sûre getirin, Allah’tan başka güvendiklerinizin hepsini çağırın; eğer doğru iseniz. Yok yapamadıysanız, ki hiçbir zaman yapamayacaksınız, o halde yakıtı insanlar ve taşlar olan, inkârcılar için hazırlanmış ateşten sakının.”1

* “Ey inananlar! Kendinizi ve ailenizi bir ateşten koruyun ki onun yakıtı insanlar ve taşlardır. Onun başında gayet katı, şiddetli, Allah’ın kendilerine buyurduğuna karşı gelmeyen ve emredildikleri şeyi yapan melekler vardır.”2

Bilindiği gibi, asırlar boyu insanlar, küfürlerini taşlardan yaptıkları heykellere ve putlara yansıtmışlardır. Yani taşlara tapmışlardır. Tapılan taşların, birer Cehennem yakıtı olarak kendisine tapan insanları yakması fıtrî bir cezâdır.

Yüce Allah, elem verici azap Sahibidir. Tevbe kapısını açık tutan ve tövbekâr kullarını bağışlayan Cenâb-ı Hak; günah, seyyiât, zulüm, şirk ve küfür cinâyetlerini işledikleri halde tevbe etmek sûretiyle azabından rahmetine sığınmayan insanları—eğer isterse—Cehenneme atar, acı ve dehşet verici azabıyla cezâlandırır.

Azapla ilgili haberleri ihbâr eden Kur’ân’ın, ehl-i dalâletin kalbine, kulağına kaynayan kurşun gibi, dimağına yakan ateş gibi, damağına yanan Zakkum gibi, yüzüne saldıran Cehennem gibi, mîdesine acı dikenli ağaç gibi tesir ettiğini beyan eden Bedîüzzaman Hazretleri, Cehennemin ehl-i dalâlet için “öfkesinden parçalanacak”3 derecede kızışacağının Kur’ân tarafından haber verildiğini kaydeder. Saîd Nursî’ye göre, Gâşiye Sûresinin başındaki âyetler bu habere örnek teşkil ederler: “Ey insan! Her şeyi kaplayacak kıyâmetin haberi sana gelmedi mi? O gün bir takım yüzler zillete bürünmüşler, sıkıntılı işler altında bitkin düşmüşlerdir. Onlar yakıcı ateşe yaslanırlar. Kızgın bir kaynaktan içirilirler. Beslemeyen, açlığı gidermeyen kötü kokulu bir dikenden başka yiyecekleri yoktur.”4

Bir tek seyyie olan şirkin, Cehennemde hadsiz bir azaba müstahak edecek çok büyük bir cinâyet hükmünde olduğunu beyan eden5 Üstad Saîd Nursî, şirk ve küfür cinâyetinin, kâinâtın bütün kemâlâtına, ulvî hukûkuna ve kudsî hakîkatlarına bir tecâvüz olduğu cihetle, şirk ve küfür ehline kâinâtın kızdığını, göklerin ve yerin hiddet ettiğini ve unsurların ittifak halinde ehl-i şirki boğduklarını; nitekim Nuh, Âd, Semûd ve Fir’avun kavimlerinin şirkleri yüzünden helâk olduklarını kaydeder. Saîd Nursî’ye göre, Cehennemin kızgınlığını tasvir eden, “Neredeyse öfkeden parçalanacak”6 âyetinin sırrıyla, Cehennem şirk ve küfür ehline öylesine kızıyor ve kızışıyor ki, parçalanmak derecesine geliyor. Çünkü şirk kâinâta karşı dehşetli bir tahkir ve büyük bir tecâvüz hükmündedir. Varlıkların kudsî vazîfelerini ve yaratılışın hikmetlerini inkâr etmekle kâinâtın şerefini kırmaktadır.7

Kısa bir ömürdeki küfre mukâbil hadsiz Cehennem azabının adâlet oluşunun hikmeti üzerinde yoğunlaşan Saîd Nursî Hazretleri, bir dakikalık adam öldürme cezâsının dünya kânunuyla yedi milyon sekiz yüz seksen dört bin dakika hapis cezası gerektirdiğini; bir dakikalık küfür, en az bin adam öldürme hükmünde bulunduğundan, yirmi sene ömrünü küfürde geçiren ve küfürle ölen bir adamın, elli yedi trilyon iki yüz bir milyar iki yüz milyon sene insanlığın adâlet kanûnuyla hapse mahkûm olacağını kaydeder. Bedîüzzaman, bu vahim azabın hikmetini şöyle îzah eder: Bir dakikalık küfür hem Allah’ın bin bir ismini inkâr ve nakışlarını tezyif, hem kâinâtın hukukuna tecâvüz ve kemâlâtını tahkir, hem hadsiz vahdâniyet delillerini tekzib ve şehâdetlerini reddetmek cinâyetlerinin hepsini mâhiyetinde barındırmaktadır. Bu cinâyetler ise, adâlet gereği bir kâfiri ebedî olarak esfel-i sâfilînde hapsetmeye yeterlidir.8

Üstad Bedîüzzaman’a göre, “Ben kulumun zannı üzereyim”9 hadîs-i kudsîsinin sırrınca, Cenâb-ı Hak kâfirin zan ve itikadını dâimî bir azab-ı elîme çevirmektedir. Hatta âsi kâfirin dünyâda tattığı mânevî Cehennem, ârif mü’minin Cehennemde tattığı azaba nispetle çok daha acı ve elem vericidir.10 Kâfirin küfrü kâfirin dünyasına adem doldurmakta, yokluk doldurmakta; bütün zulmetleri başına boşaltmaktadır. Kâfir bu mânevî azabın elemiyle, daha Cehenneme gitmeden, daha ölmeden, daha dünyada iken, Cehennemî bir azabı tatmaktadır.11

Merhum Elmalılı M. Hamdi Yazır, “Yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten sakının” âyetinin; Allah’ın azabından başka, bir rahmet eseri olarak yer altına depo edilmiş olan katı yakıtlardan taş kömürüne de işâret ettiğini zikreder.12

Dipnot:
1- Bakara Sûresi, 2/21-24;
2- Tahrim Sûresi, 66/6;
3- Mülk Sûresi, 67/8;
4- Gâşiye Sûresi, 88/1-7; Sözler, s. 344;
5- Şuâlar, s. 18;
6- Mülk Sûresi, 67/8;
7- Şuâlar, s. 17; Lem’alar, s. 86;
8- Lem’alar, s. 275;
9- Buhârî, Tevhid, 15;
10- Mesnevî-i Nûriye, s. 191;
11- Mektûbât, s. 279;
12- H. D. Kur’ân Dili, 1/273