Kalpler Allah’ın elindedir

İstanbul’dan Ergin Boz: “Risale-i Nur’u dikkatli inceleyenler ister istemez bu kıymetli eserlerin çok daha fazla rağbet görmesi gerektiğini düşünüyor. Ama bunu göremiyoruz. İzah eder misiniz?”

Tebliğin İki Yönü Var

Tebliğ vazifesi Cenâb-ı Allah’ın başta Peygamberler olmak üzere, kullarına yüklediği insanları hakka çağırma görevidir. Bu görev, insanlık tarihinde hiçbir zaman ihmal edilmemiştir. Yalnız Peygamberler’in değil; Peygamberler’in getirdiklerine inanan herkesin omuzuna yüklenmiştir. Nitekim Kur’ân buyuruyor ki: “İçinizden, hayra çağıran, iyiliği emreden ve kötülükten sakındıran bir topluluk bulunsun. Kurtuluşa erenler işte bunlardır.”1

Tebliğ iki yönlü bir mefhumdur: 1-Hakkı anlatmak. 2-Hakkı anlamak.

Hakkı anlatmak, hakkı anlayanların görevidir. Hakkı anlayanlar, anladıkları kadar, imkânları nispetinde anlatmakla yükümlüdürler.

Hakkı anlamak ise bir hidayet meselesidir. Kul cüz’î iradesini sarf eder, öğrenmek, anlamak ve tefeyyüz etmek ister; Cenâb-ı Hak’da kuluna hidayet eder.

Anlayan yalnızca anlatmakla yükümlüdür; İnsanların dinleyip dinlememesinden, dinleyenlerin anlayıp anlamamasından, anlayanların iman edip etmemesinden ve hidayete gelip gelmemesinden sorumlu değildir. Dolayısıyla anlatan, bana neden daha fazla insan rağbet etmiyor diye üzülmemeli.

Kalpler Cenâb-ı Allah’ın Elindedir

Bütün Peygamberler bu prensiple vazife yapmışlardır. Hatta Peygamberler’in sonuncusu, en büyüğü, dini ve daveti cihanşümul olan Hazret-i Muhammed (asm) bazı ayetler vesilesiyle Cenâb-ı Hak tarafından uyarılmıştır: “Sen zor kullanıcı değilsin.”2 “Resul’e düşen ancak tebliğ etmektir.”3 “Sen sevdiğini hidayete getiremezsin. Ancak Allah dilediğini hidayete getirir.”4 gibi ayetler aynı zamanda bir tebliğ prensibi ortaya koyuyordu.

OKU:   Tebliğ ve tecdid üzerine

Asrımızda veraset-i nübüvvet sırrıyla Bediüzzaman Said Nursî hazretleri tecdit ve tebliğ görevini yüklenmiş, Risale-i Nurlar’ı yazmıştır. Risale-i Nurlar tebliğ, tecdit ve irşad görevini sürdürüyor. İnkârın fen ve felsefeden geldiği, zındıka cereyanlarının kuvvetli olduğu, fitnenin ve fesadın ayyuka çıktığı zor bir asırda gelen Risale-i Nurlar bütün dünyaya iman-ı tahkikiyi ders veriyor.

Fakat hidayet yine Cenâb-ı Allah’ın takdirinde, kalpler yine Cenâb-ı Allah’ın elindedir.5

Muzaffer Olmanın Mühim Esrarı

Bediüzzaman Hazretleri tebliğ ve cihad prensiplerinden bahsederken, Celaleddin-i Hazremşah’tan örnek veriyor. Cengiz’in ordusunu defalarca yenen İslâm kahramanlarından Celaleddin-i Hazremşah cihada giderken, vezirleri ve insanlar ona demişler: “Sen muzaffer olacaksın. Cenâb-ı Hak seni galip edecek.”

Celaleddin demiş ki: “Ben Allah’ın emriyle, cihad yolunda hareket etmeye vazifedarım. Cenâb-ı Hakk’ın vazifesine karışmam. Muzaffer etmek veya mağlûp etmek onun vazifesidir.”

Bediüzzaman diyor ki: “İşte o zat bu sırr-ı teslimiyeti anlamasıyla, harika bir surette çok defa muzaffer olmuştur.”6

Üstad hazretleri Risale-i Nur hizmetlerini, Risale-i Nur neşrini Celaleddin-i Hazremşah vizyonuyla yapmamızı tavsiye ediyor. Bizim vazifemizin cihad-ı manevî olduğunu, insanlara çokça kabul ettirmek gibi bir vazifemizin olmadığını, bundan sorumlu da olmadığımızı söylüyor. Dolayısıyla ne kadar istesek de, insanların fazla rağbet etmesine hizmetlerimizi bina etmemizi doğru bulmuyor. Rağbet edeceğimiz tek değeri ihlâs, yine ihlâs, yine ihlâs olarak gösteriyor.

Nitekim Bediüzzaman bu ayetlerden okuyor ki, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, “insanların çekilmesiyle ve dinlememesiyle daha ziyade sa’y ve gayret ve ciddiyetle tebliğ etmiş”tir. “Çünkü anlamış ki, insanlara dinlettirmek ve hidayet vermek, Cenab-ı Hakkın vazifesidir; Cenab-ı Hakkın vazifesine karışmazdı. Öyle ise, işte ey kardeşlerim! Siz de, size ait olmayan vazifeye harekâtınızı bina etmekle karışmayınız ve Hâlık’ınıza karşı tecrübe vaziyetini almayınız.”7

OKU:   Said Nursî bir kara kutu değildir!

Dolayısıyla, biz insanların rağbetini düşünmeden hizmete devam etmekle, doğru bildiğimiz hakikatları söylemekle, ama bunları sırf Allah rızası için yapmakla mükellefiz.

Günün Duâsı

Yâ Rabbi ve yâ Rabbe’s-Semavati ve’l-Ard! Gönlümüzü hakka âşık, kalbimizi hakikatlere müştak kıl! Ruhumuzu nuruna hayran, nefsimizi susamış dudaklar gibi feyzine muntazır kıl! Günahlarımızı bağışla! Risale-i Nur’a kalbleri ve akılları musahhar kıl. Âmin.

Dipnotlar:
1- Âl-i İmran Suresi:104.,
2- Gaşiye Suresi: 22.,
3- Maide Suresi:99.,
4- Kasas Suresi: 56.,
5- Enfal Suresi:24.,
6- Lem’alar, s.319.,
7- Lem’alar, s.320

Benzer konuda makaleler:

image_pdfimage_print
Bu makale size yardımcı oldu mu? Evet Hayır
OKU:   Said Nursî vatanperver bir âlimdir

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir