İstikamet Rabbimin lütf-u ikramıdır, şükür ister

İzmir / Karabağlar’dan Rıdvan TAŞ: “Çok çalkantılı günlerden geçiyoruz. Savrulan savrulana. Elhamdülillah Risale-i Nur’un şahs-ı manevisinin ürünü olan Yeni Asya zırhı bizi dinen, fikren, siyaseten koruyor. Şükür borcumuzu ödemek, istikamette kalmak ve kabre imanla gitmek için bize düşen görevler nelerdir?”

 

ÖNEMLİ BİR İSTİKAMET SIRRI

Yeni Asya aslında ve zahirde sade bir gazete olmakla beraber, Risale-i Nur’un şahs-ı manevisini temsil eden bir muhteşem şûrânın ürünüdür. Bu sebeple sıradan bir gazeteye göre çok fazlası vardır. Kırk sekiz yıllık yayın hayatında –övünmek gibi olmasın- sözcüsü olduğu muhteşem şûrânın emrinden ve izninden zerre miktar inhirafı yoktur. Aklı ve şeytanı ters yüz eden içtimaî ve siyasî hadiseler karşısında zerre miktar savrulmamıştır, okuyucusunu savurmamıştır. Gerçekler acı da olsa kan içmiş kızılcık şerbeti içtim demiştir, gerçekçilikten ayrılmamıştır, hayalperest olmamıştır, haktan ve hakikatten başka tarafgirliğe kalkışmamıştır, ihlâsa ve uhuvvete zarar veren temayüllere zerre miktar prim vermemiştir, Risale-i Nur’un meslek ve meşrebini takip etmek ve savunmak temel yayın ilkesi olmuştur.

Bu nitelikleriyle Yeni Asya sıradan bir gazete değil, bir muhteşem şûrânın, onun da gerisinde bir muhteşem camianın naşir-i efkârıdır. Bu sebeple Yeni Asya dendiğinde sadece bir gazete değil, bu muhteşem camia akla gelir. Dolayısıyla Yeni Asya’yı da istikamette tutan bu şûrâya ve bu camiaya Yeni Asya da çok şey borçludur.

Doğrusu Yeni Asya da nasıl şükredeceğini bilemez durumdadır!

HAKİKAT ACIDIR

İstikamet, Rabbim’in lütfu ikramıdır. Hadiselerin aklı ve şeytanı şaşırtan entrikalarla hızla geçit resmi yaptığı ahir zamanda sarsılmadan, savrulmadan hakka ve hakikate arka çıkabilmek elbette kolay değildir, kolay olmamıştır, kolay olmayacaktır. Türlü türlü bedeli olacaktır. Üstünlere ser füru etmediğiniz için lâf yiyeceksiniz, taş yiyeceksiniz, iftiraya uğrayacaksınız, hakaret göreceksiniz, itibarsızlaştırılacaksınız, tiraj kaybedeceksiniz…

Bütün bunların birçoğu dostlarınız tarafından, bazıları da düşmanlarınız tarafından yapılacak! Ve siz ne dostlarınıza sitem, ne düşmanlarınıza kahır etmeyeceksiniz. Ne dostlarınızla, ne düşmanlarınızla kavga etmeyeceksiniz. Çünkü sizin göreviniz kavga etmek değil, kahır etmek değil, sitem etmek değil! Çünkü siz Üstadınızdan bunu görmediniz. Sizin göreviniz hakikatlere arka çıkmaktır olanca saflığıyla elinizden geldiği kadar. Hakikat ise acıdır. Bunu biliyorsunuz.

Üstadımız duâ etmiş dostuna da, düşmanına da…

Demiş ki: “Ben, hapiste muhterem kardeşlerime demiştim: Eğer Ankara’ya gönderilen Risale-i Nur’un şiddetli tokatları için beni idama mahkûm eden zatlar, Risale-i Nur’la imanlarını kurtarıp idam-ı ebediden necat bulsalar, siz şahit olunuz, ben onları da ruh u canımla helâl ederim.”1

Bu söz kolay mı söylenir? Sizin, sizi anlamayanlara bu sebeple sitem lüksünüz yok!

Bu sebeple dostlarınıza da, düşmanlarınıza da duâ edeceksiniz. Dostlarınızla da, düşmanlarınızla da barış içinde olacaksınız. Ama hakikat böyledir demekten de geri kalmayacaksınız. Dost kaybetmek bahasına da olsa…

MÜSTAKİM BİR DURUŞ YETERLİ OLACAK

Nasıl şükredeceğimize gelince…

Bu zor soruyu ilk plânda Risale-i Nur’dan şöyle çözümlemek mümkün:

1- Kanaat etmeliyiz. Üstadımız diyor ki: “Nurun hakikî şakirtlerine Nur kâfidir. Onlar da kanaat etmeli, başka şereflere veya maddî, manevî menfaatlere gözünü dikmesin.2

“Ben sizlere kanaat ettim ve ediyorum, başkalara bakmıyorum, meşgul olmuyorum; siz dahi Risaletü’n-Nur’a kanaat etmeniz lâzımdır, belki bu zamanda elzemdir.”3

2- Durduğumuz yerde durmalıyız. Tahirî Ağabeyin (rahmetullahi aleyh) bir sözünü hatırlıyorum: “Öyle zaman gelecek ki, hizmet etmek için bir şey yapmak gerekmeyecek. Müstakim bir duruş yeterli olacak!” Her halde öyle zamanları yaşıyoruz olsa gerektir.

3- Dostluğun, kardeşliğin ve talebeliğin gereklerini elimizden geldiği kadar yapmaya çalışmalıyız: Yani, envâr-ı Kur’âniyeden ibaret olan Risale-i Nur’a dair hizmetimize ciddî taraftar olacağız. Haksızlığa, bid’alara ve dalâlete taraftar olmayacağız. Risale-i Nur’un neşrine ciddî çalışacağız, en mühim vazife-i hayatiyemizi onun neşir ve hizmeti bileceğiz. Kendimize de istifadeye çalışacağız.

Rabbim yardımcımız olsun. Âmin.

Dipnotlar:
1- Emirdağ Lâhikası, s. 39.
2- Emirdağ Lâhikası, s. 238.
3- Kastamonu Lâhikası, s. 52.

 

image_pdfimage_print

KONU İLE İLGİLİ MAKALELER

Zekât ve şefkat
443
Remzi Bey: “Zekât emrinin toplum fertleri arasında meydana getirdiği olumlu davranışlar üzerinde durur musunuz? Toplumun alt ve üst sınıflarını birbirine yaklaştırması ve aralarında sevgi bağları tesi...
Varlık da imtihandır, yokluk da
585
Arif Nihad Bey: “Bazı insanlar görüyorum, aynı kurumda ve aynı maaşla çalışıyoruz. Ben aileme ancak bakıyorum, gelecek adına hiçbir yatırımım olmuyor. Aynı şartlardaki diğer kişilere ise; tarladan gel...
Beşinci Şuâ bir ahir zaman projektörüdür
2.068
Sümeyye Hanım: “Bediüzzaman Kastamonu Lâhikasında, “Beşinci Şuâ, umumun ve bilhassa Ehl-i ilmin imanlarını tashih edip kurtarıyor.” diyor. Bu cümleyi nasıl anlamalıyız?” ONLARI UNUTAMIYORUM Bediüz...
Özgüven fahr değil, şükürdür
2.709
Abdullah Bey: “Kendine güven duygusunu geliştirirken nefsimiz şımartılmıyor mu? Kendine güven nasıl olmalıdır?”   Ne kendimizi yok sayabiliriz, ne de kendimizi olduğumuzdan fazla büyütebil...
Riyanın tehlikesi
484
“Derse giderken, ders yaparken, risâle okurken veya nafile ibâdetlerde ihlâsımızı muhafaza edemeyecek isek eğer, riyâ korkusu varsa, hiç yapmamamız daha mı iyi?”   Anlaşılıyor ki biz, kılda...
Barla’da nurla dolu beş gün
1.078
BARLA DÜNYANIN MERKEZİ   Barla rahmete hamil! Barla feyzin ve bereketin taşıyıcısı! Barla ebedü’l-âbâdın latif bir kapısı! Barla asrın İmamına ev sahipliği yapmış, Risale-i Nur’un ilk medrese...
Ahirete inanan ehl-i kitab ve inanıp amel etmeyen ehl-i iman...
1.880
Zülfikar Balpetek: “Ahirete inanan ehl-i kitabın ve inanıp amel etmeyen ehl-i imanın durumu ne olacak? BÜTÜN İNSANLIK TÖVBEYE DAVETLİDİR Allah’ın affından başka sığınacak kapımız var mı? Dileyelim...
Dünyada imân, Âhirette Nûr!
388
İstanbul'dan okuyucumuz: "Tahrim Sûresi 8. âyette geçen "Rabb'imiz! Bize nûrumuzu tamamla!" cümlesini açıklar mısınız? Nûrun tamamlanması ne demektir?"   Önce ilgili âyet-i kerîmenin tam mâ...
Risâle-i Nûr okuyanın imanla kabre gireceğine dair
2.565
Adana’dan Ali Kanıbir: “Îmân ile hayatımız nasıl bütünlük kazanacak? Amele yansımayan bir iman kurtuluş vesikası olabilir mi? Risâle-i Nûr okuyanın imansız kabre girmeyeceği müjdesini açıklar mısını...
İman hakikatlerini tanıtırken
440
“Muhtelif” rumuzlu okuyucumuz: “Îman hakikatlerini yeni çevrelere tanıtırken ölçümüz ne olmalıdır? Israr fayda eder mi?”   İnsanlara iman hakikatlerini tanıtırken, hakkı ve hayrı tavsiye ed...
Değil mi ki unuttun; unutulacaksın!
1.178
Hatice Hanım: “13. Söz’ün İkinci Makamında Bediüzzaman kabre üç tarz ile girildiğini ifade ettikten sonra, ‘Bu iki şık bedihîdir, delil istemiyor, göz ile görünür’ diyor. Bu meseleyi açıklar mısınız?”...
Musibetler ve kader inancı
712
Fatih Bey: “Hastalıkları, doğuştan sakatlıkları kader açısından değerlendirir misiniz?” Hastalıkların, doğuştan getirilen sakatlıkların, sonradan meydana gelen özürlerin ve muhtelif yaratılış e...
Bayramın kıymetini bilelim
1.728
Kurban Bayramına ulaştık elhamdülillah. Müslümanlar, insanlığa barış mesajları verecekler. Bizi barış ve sevgi bayramına eriştiren Rabb’imize sonsuz hamd ü senalar olsun.   Bayrama erişmek, Cen...
Dertlerin ve sıkıntıların hayır ciheti var mıdır?
6.222
Abdullah Bey: “Bazen insan, dertlerin ve sıkıntıların altında eziliyor. Dertlerin ve sıkıntıların hayır ciheti var mıdır?”   Biz mü’miniz; Allah’a inanıyor ve güveniyoruz. İmanımız bize öyle b...
İman ameli tetikler
427
Erkan Bey: “Mü’min ve Müslüman arasındaki farkı izah eder misiniz? Eğer bir Müslüman dînin icaplarını yerine getirmiyor; ama ben inanıyorum diyorsa, bunun dindeki yeri nedir? Böyle kişileri nasıl değe...
Bu makale size yardımcı oldu mu? Evet Hayır

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir