Isparta bayramı

HÂZÂ MİN FAZLI RABBÎ

Bediüzzaman bir zamanlar Isparta’da ve Barla’da yalnızlığa mahkûm edilmişti.

Risale-i Nur Barla’da doğdu ve İslâm tefekkürünün malı oldu.

 

Şimdilerde salonlar ve camiler Bediüzzaman’ı, talebelerini ve sevenlerini almıyor!

Hâzâ min fazli Rabbî. Bu Rabbimin fazlından başka bir şey değil!

Bediüzzaman, o sıkıntılı günlerinde Cennet-âsâ bir bahardan müjdeler veriyordu.

O baharlar oluştu mu, yoksa henüz yollarda mıyız; şüphesiz bu ayrı bir konu.

Ama şu bir gerçek ki, Risale-i Nur kırk-elli sene gibi kısa bir zaman zarfında milyonların dilinde ve kalbinde hak ettiği yere geldi ve geliyor.

Bu tasvip ve ihtiramın bundan böyle katlanarak artacağı anlaşılıyor.

Çünkü Risale-i Nur’un söyleyeceği ve idraklere nakşedeceği daha çook hakikat var!

BEDİÜZZAMAN İMHA EDİLMEK İSTENMİŞTİ!

İnsan düşünüyor: Selçuklular döneminin Mevlânâ’sı, şimdilerde hâlâ dünyanın sevgi ve hoşgörü elçisi! Mevlânâ hak ettiği bu noktaya bin senelik bir süreçte geldi.

Ya Bediüzzaman?

Kur’ân’dan tereşşuh eden iman-ı tahkikîyi kalplerde inşa etmek üzere dünyanın iman ve barış elçisi olan Bediüzzaman, dünyanın gündeminde hak ettiği yere ne zaman oturacak?

Çünkü zaman daraldı. Dünyanın fazla ömrü kalmadı. Bizler ahir-zaman ümmetiyiz.

Mevlânâ devletten itibar, halktan hürmet görmüştü. Sonra da gönüller tahtına oturdu.

Fakat Bediüzzaman’ın bu lüksü olmadı. Bediüzzaman zehirlerle imha edilmek istendi.

Devlet de, halk da, ulema da Bediüzzaman’a yaklaşmadı, yaklaşamadı.

OKU:   Bediüzzaman’ın “Üçüncü Said” dönemi

Hâlâ bir tutukluk, bir görmezlik, bir korku, bir vehim, bir aymazlık yok mu?

ŞİMDİ ÇİÇEK AÇAN NUR TOHUMLARI

Ama şu var ki, hızlı iletişim çağındayız.

Şimdi Bediüzzaman’ın dâvâsı tv kanallarından, radyo istasyonlarından, web sitelerinden, GSM’lerden, konferans salonlarından, camilerden taşıyor!

Yeter ki bir organizasyon yapılabilsin, milyonlar dâvet edilebilsin.

Geçtiğimiz Pazar günü Isparta Bediüzzaman Mevlidi bunlardan biriydi.

Bediüzzaman şu sözlerinde bu günleri mi kast ediyordu: “Ey üç yüz seneden sonraki yüksek asrın arkasında gizlenmiş ve sâkitâne Nurun sözünü dinleyen ve bir nazar-ı hafî-i gaybî ile bizi temâşâ eden Said’ler, Hamza’lar, Ömer’ler, Osman’lar, Tâhir’ler, Yûsuf’lar, Ahmed’ler, ve saireler! Sizlere hitap ediyorum. Başlarınızı kaldırınız, ‘Sadakte’ deyiniz. Ve böyle demek sizlere borç olsun. Şu muâsırlarım, varsın beni dinlemesinler. Tarih denilen mazi derelerinden sizin yüksek istikbalinize uzanan telsiz telgrafla sizinle konuşuyorum. Ne yapayım, acele ettim, kışta geldim; sizler cennet-âsâ bir baharda geleceksiniz. Şimdi ekilen nur tohumları, zemininizde çiçek açacaktır. Biz, hizmetimizin ücreti olarak sizden şunu bekliyoruz ki: Mazi kıt’asına geçmek için geldiğiniz vakit, mezarımıza uğrayınız; o bahar hediyelerinden birkaç tanesini medresemin mezartaşı denilen ve kemiklerimizi misafir eden ve Horhor toprağının kapıcısı olan kalenin başına takınız. Kapıcıya tenbih edeceğiz; bizi çağırınız. Mezarımızdan ‘henien leküm’ (Ne mutlu size!) sadâsını işiteceksiniz.”1

BEDİÜZZAMAN MEVLİDİ MUHTEŞEMDİ

Isparta Mevlidi tek kelimeyle muhteşemdi!

Anadolu illeri, başta Ankara, İstanbul, İzmir olmak üzere Manisa, Balıkesir, Aydın, Bursa, Kütahya, Bolu, Kocaeli, Afyon, Uşak, Denizli, Burdur, Kastamonu, Çorum, Çankırı, Yozgat, Amasya, Mersin, Malatya, Antalya, Konya, Karaman, Aksaray, Kırşehir, Eskişehir, Bartın, Zonguldak, Düzce, Çanakkale, Samsun, Urfa, Adana… ve daha sayamadığım nice ilimiz, ilçeleriyle birlikte Isparta Ulu Camii’ne yağmıştı. (Yazamadığım il veya ilçe varsa, lütfen bağışlasınlar.) Hatta yurtdışından, Avrupa ve Avustralya’dan da gelenler vardı.

OKU:   Bediüzzaman’ı kutsallaştırıyor muyuz?

Ulu Cami dolu, avlusu dolu idi.

Cemaatin hasret gideren kucaklaşmaları ve musafahaları görülmeye değerdi.

Cami avlusunda hanımların birbirinden lezzetli yiyecek kermesi, kavurmalı pilav ikramı, kitap satış reyonları, yazarların imza masaları misafirlere tam bir hizmet ve kültür ziyafeti sunuyordu.

Ispartalıların misafirperverlikleri, gülen yüzleri, ilgileri, sıcak kucakları hatıralarda doyulmaz ve unutulmaz izler bıraktı.

Camide öğle namazından yaklaşık bir saat önce vaazla başlayan program, öğle namazından sonra açış konuşması, Kur’ân-ı Kerîm, Mevlid-i Şerif bahirleri, ilâhiler, duâlar, konuşmalar ve son duâ ile nihayet buldu.

Eminim ki, 1935 yılında yine Ulu Cami’de 3-4 kişiyle cenaze namazı kılınan Binbaşı Asım Beyin de, saff-ı evvel Isparta Kahramanlarının da ruhaniyetleri orada idi.

Mevlidin organizasyonunda Yeni Asya Temsilciliğine destek veren Sidre Eğitim, Kültür ve Sağlık Derneği ile Mekke Kur’ân Kursu kurucularından H. İbrahim Ertunç Hocaefendiye içten teşekkürler.

Mevlidi organize edenlere, hizmet edenlere, kadın-erkek emeği geçenlere, uzak yakın demeyip katılanlara, kucaklaşanlara, görev alan hocaefendilere, iştirak eden bay ve bayan herkese binler teşekkürler…

Nice Nur Bayramlarında buluşmak duâsıyla…

Dipnot:
1- Münâzarât, s. 88; Tarihçe-i Hayat, s. 75.

Benzer konuda makaleler:

OKU:   Şahs-ı manevî olmanın hakkı verilmeli

image_pdfimage_print
Bu makale size yardımcı oldu mu? Evet Hayır

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir