Hakka ve hayra hicret

Bir okuyucumuz:“Sebep ve sonuçları itibariyle hicreti anlatır mısınız?”

Hicret, İslâmiyet’in inkişafı için, kalplerin fethi için, Allah’ın adının dünyaya duyurulması için, hakkın ve hayrın küfre ve şerre galebesi için, Peygamber Efendimizin (asm) Müslümanlarla birlikte Allah’ın emriyle Mekke’den Medine’ye intikal etmesi demektir. Hicretle şereflenen Medîne Müslümanların eliyle, kısa sürede her dinden insanların barışa ve huzura kavuştuğu, İslâmiyet’in de kendisini ifâde imkânı bulduğu bir medeniyet şehri oluvermiştir.

Hicretten maksat, Allah’ın adını ve dînini yeryüzünde yaymaktır. Allah’ın vahyini insanlığa iletmektir. Tevhid dâvâsını tüm dünyaya tebliğ etmektir. Bu yeni insanlık dininin tebliğine, bütün yeryüzünü dolaşmak bile ucuz düşer.

Hicret müşrikler için, şer cephesi için, zulüm ve küfür ehli için ise, çâresizlikten ibâret kalmıştır. Nitekim, daha o ilk günde bile, mağaranın kapısına kadar gelen müşrikler, “Şu mağaranın içine de bakalım” dedikleri halde; mağaranın ağzının bir örümcek tarafından örülmüş ve iki güvercinin mağaranın ağzında yuva kurmuş olduğunu görünce vazgeçiyorlar. Onları vazgeçirense, en azılılarından olan Ümeyye bin Halef.

Ümeyye b. Halef arkadaşlarına öyle bağırır ki, yer yerinden oynadı sanırsınız:

“Hâlâ burada ne duruyorsunuz. Orada örümceğin ağ bağladığını görmüyor musunuz? Ben bu ağın, Muhammed doğmadan önce gerilmiş olduğu kanaatindeyim.”

Oysa kâinâtın şeref duyduğu Şanlı Nebî (asm) ile sadık dostu o an mağaranın içindeydiler. Fakat, onları görmek ve zarar vermek, müşriklerin ne haddine idi?

OKU:   Arşta kıyılan bir nikâh

Mağara sonrası devam eden yolculukta müşriklerin düştükleri diz boyu acizlikler de hatıralardan ebediyen silinmiyor.

Hazret-i Ebû Bekir (ra) anlatıyor: “Süraka bizi takip ediyordu. Biz bu sırada düz ve sert bir arazi üzerinde bulunuyorduk. Ben korktum. “Yâ Resûlallah! Yakalanıyoruz!” dedim. Resûlullah (asm): “Lâ tahzen. İnnallahe meanâ” (Üzülme. Allah bizimle berâberdir.) buyurdu.1 Birden Süraka’nın atı tökezledi, karnına kadar yere saplandı. Süraka:

“Benim aleyhimde bedduâ ettiniz. Yalvarıyorum; bana duâ edin. Peşinizi bırakacağım. Peşinize düşenleri de geri çevireceğim” diye inledi.

Bunun üzerine Resûlullah (asm) ona duâ etti. O da kurtuldu.

Sonra Süraka geri döndü ve kimi gördüyse: “Bu tarafları ben aradım” dedi ve geri çevirdi.2

Süraka’yı dinliyoruz:

“Atıma bindim ve dört nala sürdüm. Resûlullah (asm) ile arkadaşına (ra) yaklaştım. Fakat atım sürçtü ve ben de atımdan düştüm. Hemen toparlanıp kalktım. Atıma bindim. Atımı yine dört nala sürdüm. Resûlullah (asm) ile arkadaşına (ra) yaklaştım. Öyle ki, Resûlullah’ın (asm) bir şeyler okuduğunu işittim. Fakat arkasına dönüp bakmıyordu. Ebû Bekir (as) ise çok bakınıyordu. Birden atımın ayakları kum içine saplandı. Dizlerine kadar batmıştı. Attan düştüm. Sonra kalkıp hayvanı kalkmaya zorladım. At kalkmaya çalışıyordu, fakat ayağını kumdan çıkaramıyordu. Hayvan kalkıp durunca da, iki ayağının saplandığı yerden göğe doğru ateş dumanı gibi bir duman yükseldi ve dağıldı. Artık ben Muhammed ile arkadaşına ‘El-eman! Bana eman verin! Peşinizi bırakacağım!’ diye haykırdım.”3

OKU:   Sahabelere yetişilmez; ama örnek alınır

Hicret mu’cize ve İlâhî yardımlarla dolu olduğu gibi, hicret sonrası Medîne dönemi de yüksek ve mu’cizevî gelişmelere sahne olmuştur. Şüphesiz sıkıntılar çekilmiştir. Fakat, Allah’ın adının yüceltilmesi ve Allah’ın dininin bütün dinlere hakim kılınması için dünya dolusu sıkıntı da çekilse ucuz düşeceği açıktır. Nihâyet İslâmiyet, kâmil bir din olarak nüzul sürecini hicretten sonra tamamlamıştır.

Medîne döneminde İslâmiyet’in evrensel biçimiyle gelişmesi ve yayılması, hicretin ne muazzam bir büyümeyi ve açılımı netice verdiğini gösteriyor. Hicretten on sene sonra ise Mekke bir sevgi ve af kenti haline dönüştürülmüş, Mekke’deki müşrikler İslâmiyet’le şereflenmiştir. Böylece İslâmiyet, hicretle kazandığı açılımı, başlangıçtaki düşmanlarını da kendi rengine boyayarak olgunlaştırmıştır.

İslâmiyet’in inkişafı, Allah’ın adının tüm dünyaya duyurulması ve tüm dünyanın bir sevgi kenti olması için bugün de aslında hiçbir engel yoktur. İnsanlık olarak gafletimizden başka… Rabbim, hicretin feyzini ve bereketini günahkâr dünyamızdan esirgemesin. Âmin…

Dipnotlar:
1- Tevbe Sûresi, 9/40.
2- Müslim, Zühd, 19 .
3- Buhârî, 10/1555.

Benzer konuda makaleler:

OKU:   Tövbemizin kabul edildiğini anlayabilir miyiz?

image_pdfimage_print
Bu makale size yardımcı oldu mu? Evet Hayır

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir