Macaristan’dan Emre Akgül: “Burada İngilizce öğretmenliğinde okuyorum. Karşılaştığım bazı sorular var. Cevaplarsanız sevinirim: Burada İslâmiyet deyince insanların aklına saldırı ve terör geliyor. Ne yazık ki, buna cihad diyen kimi Müslümanlar da var. Oysa biz nur talebeleri cihadı farklı anlıyoruz. Bu farklı anlamaların kaynağı nedir? Yani Kur’ân’da tam olarak nasıl geçiyor da insanlar farklı anlıyorlar?”

Kur’ân buyuruyor ki: “Allah’a ve Resûlüne iman eder, Allah yolunda mallarınız ve canlarınızla cihad edersiniz.”1 Ayette geçen cihad, Allah’ın adını yükseltmek ve duyurmak için, Allah’ın adının bilinmediği diyarlarda yapılan her türlü çalışmayı kapsar. Bu eskiden kılıçla, silahla yapılmış; çünkü düşmanlar kılıçlı, silahlı imişler. Fakat gayr-i Müslimler silahlı değilse, cihad silâhla yapılmaz. Allah’ın adının bilinmediği diyarlarda yaşayanların, Allah’ın adını duyurmak için, silâhsız ve medenî olarak yaptıkları muhtelif çalışmaların hepsine birden cihad denir ve bütün bu çalışmalar yukarıdaki ayetten hissesini alırlar.

Şüphesiz cihad, din ve vicdan hürriyetini kısıtlayan bir ilke değildir, zor kullanmak değildir, terör hiç değildir. Yoksa, teklif sırrına zıt bir iş olur ki, dîn buna müsaade etmez. Cihadda hür irâdeyi korumak, kollamak ve hür irâde ile tercih yapılmasını sağlamak esastır.

Asrımızda cihadın şeklini Bediüzzaman Hazretleri tesbit etmiş ve maddî cihadın, yerini manevî cihada bıraktığını ifade etmiştir. Artık silâh ve kılıç yerine, hakiki medeniyet ve hakkaniyetin mânevî kılıcı ile 2, yani “îmân-ı tahkîkî” kılıcı ile, yani imanı öğrenerek, yaşayarak ve başkasına ikna ile ileterek3 cihad yapılacaktır. Bediüzzaman Hazretleri yukarıdaki âyeti böyle tefsir etmiştir.

Dipnotlar:
1- Saf Sûresi: 11.
2- Tarihçe-i Hayat, s. 83.
3- Şuâlar, s. 243.