Recep Bey: “Hz. Ebû Bekir ile ilgili bir rivayet var. Allah soruyor: ‘Ebu Bekir benden razı mı?’ diye… Bu sahih midir? Allah’tan razı olmak ne demektir? Kul Allah’tan neden razı olmasın ki? Haddine mi düşmüş? Önemli olan, Allah’ın bizden razı olması değil mi? Risalelerde bu nasıl geçiyor?”

ALLAH’TAN RAZI OLMAMAK NE HADDİMİZE!

Evet; esas olan, Allah’ın bizden razı olmasıdır. Çünkü üzerimizde Allah’ın sınırsız hakkı ve hukuku vardır.

Bize gelince… Bizim kul olarak Allah’tan razı olmamak gibi bir seçeneğimiz olabilir mi? Allah’ın sayısız nimetlerinde yüzerken… Zimmetimizde sınırsız şükür borcu varken…

Sınırsız nimetler için teşekkür etmeye, sınırlı dilimiz ve ömrümüz yetmezken… Günahımıza ve isyanımıza bakmadan Allah sınırsız biçimde vermeye devam ederken…

Allah’tan razı olmayı veya olmamayı tartışmak mı? Estağfirullah! Ne haddimize?

Böyle düşünebiliriz. Eyvallah!

Ama unutmayalım: Böyle düşünen bizim kalbimizdir, vicdanımızdır.

SIKINTI NEFSİMİZDEDİR!

Ya o içimizdeki vahşî canavarımız nefsimizle de bu meselede hemfikir miyiz?

O yola gelmezimiz, o ıslâh olmazımız kısmetine razı mıdır? İmtihanına razı mıdır? Mukadderatın kendisine biçtiği zorluklara ve musîbetlere razı mıdır? Allah’ın rabliğine, dinine, kitabına, peygamberine razı mıdır?

Şükredici midir, isyan edici midir? İtaat edici midir, günaha dalıcı mıdır?

Sıkıntı burada!

Nefisten haddi aşan isyanlar, ölçüsüz itirazlar, cerbezeci sualler yükseliyor mu, yükselmiyor mu?

Maalesef nefsimiz Allah’a kulluktan kaçıyor. Üstelik bazen bir yargıç, bazen bir avukat kesiliyor.

Herkesi yargıladığı gibi, maazallah, Allah’ı da yargılıyor. Hakkına rıza göstermiyor. Kısmetine memnun olmuyor. Rahmeti ittiham ediyor, rububiyeti incitiyor!

RIZA BİR KULLUK ÖLÇÜSÜDÜR

“Allah’tan razı olmak” fiilî, bir kulluk ölçüsüdür. Bakalım kulluğunun derecesi nedir?

Eğer hoşlanmayacağı her türlü tecelliye rağmen, Allah’a teslimiyetini bozmuyor, Allah’tan ümidini kesmiyor, Allah’tan hayır umuyor, sabrını eksik tutmuyor, şükrünü unutmuyor, Allah’a isyan etmiyorsa, bu kul Allah’tan razı demektir!

Nitekim Kur’ân demiyor mu: “Umulur ki hoşlanmadığınız bir şeyde sizin için hayır vardır.”1

İşte Allah’tan razı olan, hoşlanmadığı bir tecelliden hayır umar, Allah’a küsmez.

Allah’tan razı olmayan bir kul ise, hoşlanmadığı bir tecellî karşısında, derhal Allah ile hesaplaşma noktasına geliverir.

“Neden ben?” “Ne günahım vardı?” “Bu bana reva mıdır? “Düştüğüm şu hale bakın!” “Ben düşecek adam mıyım?” “Olmaz böyle bir şey!” “Rahmet bunun neresinde?” “Allah kulunu sevmiyor mu?” “Benden daha çok hak eden nice insan var!”

Bu ve buna benzer sitayişler, isyan ifadeleridir, itaatsizlik göstergesidir, kadere kırgınlık sözleridir, Allah’ın takdirinden, tecellisinden ve rububiyetinden razı olmama söylemleridir.

BEDİÜZZAMAN’DA KADERE RIZA

Kadere rıza konusunda Bediüzzaman’da elbette çok örnekler mevcuttur.

İşte sadece bir kaçı:

“Nefis daima ıztıraplar, kalaklar içinde evhamdan kurtulup tevekküle yanaşmıyor, hükm-ü kadere razı olmuyor.”2

“Her şey kaderle takdir edilmiştir, kısmetine razı ol ki, rahat edesin.”3

“Kısmetinize razı olunuz ve kanaat ediniz.”4

“Senin lâtifelerin içinde öyle bir lâtife var ki, ebedden ve Ebedî Zattan başkasına razı olamaz. Ondan başkasına teveccüh edemiyor.”5

“Madem O’nun rububiyetine razıyız; o rububiyeti noktasında verdiği şeye rıza lâzım. Kaza ve kaderine itirazı işmam eder bir tarzda ah, of edip şekva etmek, bir nevi kaderi tenkittir, rahîmiyetini ithamdır. Kaderi tenkit eden, başını örse vurur, kırar. Rahmeti itham eden, rahmetten mahrum kalır.”6

“Eğer aklın varsa kanaate alış ve rızaya çalış. Tahammül etmezsen, ‘Ya Sabur’ de, ve sabır iste, hakkına razı ol, teşekkî etme. Kimden kime şekvâ ettiğini bil, sus. Her halde şekva etmek istersen, nefsini Cenâb-ı Hakk’a şekva et; çünkü kusur ondadır.”7

SIDDÎK-I EKBER’DE (RA) RIZA

Peygamber Efendimiz (asm) Mekke’nin fethine hazırlanıyordu. Herkes fedakârca katılımda bulundu. Fakat Hazret-i Ebû Bekir (ra) gibisi yoktu. Hazret-i Ebû Bekir (ra) ne evinde, ne üstünde başında hiçbir şey bırakmamıştı. Tek bir abası kalmıştı ve abasını üstüne atmış, abasının uçlarını göğsünde dikenle iliklemişti.

O sırada Hazret-i Cebrail (as) geliverdi. Peygamber Efendimiz’e (asm) selâm verdi ve dedi ki:

“Ne oluyor Ya Resulallah! Ebu Bekir’i abasını dikenle iliklemiş görüyorum.”

Peygamber Efendimiz (asm) buyurdu ki:

“Ya Cebrail! Bütün malını cihad için harcadı.”

Cebrail (as):

“Allah ona selâm ediyor ve soruyor ki, ‘Bu yoksullukta benden razı mıdır?”

Sevgili Peygamberimiz (asm) Sıddık-ı Ekber’e (ra) dönüyor:

“Ya Eba Bekir! Cebrail, Allah’tan sana selâm getirdi. Rabbin senden: ‘Ebu Bekir benden razı mı, değil mi?’ diye soruyor.

Bunun üzerine Sıddık-i Ekber (ra) ağlıyor ve diyor ki:

“Ben Rabbime nasıl darılırım? Ben Rabb’imden razıyım, ben Rabb’imden razıyım!”8

Bu rivayetin sıhhatli kaynakları mevcuttur.

Burada Allah soruyor ki, bu fedakârlık, cefakârlık, vefakârlık, sadakat, cömertlik ve İslâm’ın selameti için böylesine yoksulluğa katlanış gerçekten Allah için midir, değil midir?
Allah’ın bunu bildiği halde sormasının hikmeti, bu rıza anının ve Allah’ın bu rızadan hoşnutluğunun kayıtlara geçmesi ve ümmete ve insanlığa numune-i imtisal olmasıdır.

ALLAH’TAN RAZI OLMAK BİR İSLAM AHLÂKIDIR

Ümmetin Allah’tan razı olması önemli bir ahlâktır.

Nitekim Peygamber Efendimiz (asm) buyuruyor ki: “Üç söz vardır ki, insan onları ihlâsla söylerse Cennete girer: 1-Rabbimin Allah oluşuna razıyım. 2-Dinimin İslam oluşuna razıyım. 3-Hz. Muhammed (s.a.v)’in Peygamberim oluşuna razıyım. Dördüncü bir hususta, arz ve gök arasındakiler kadar fazilet vardır ki, o da Allah yolunda cihaddır.”9

Keza Peygamber Efendimiz (asm) bu rıza meselesinin kişinin günahlarının bağışlanmasına vesile olduğunu da müjdelemiş bulunuyor. Buyuruyor ki:

“Her kim müezzinin ezan okurken ‘Eşhedü en la ilahe illallah’ dediğini işitince ‘Ve ene eşhedu en la ilahe illallahu vahdehu la şerîkeleh ve enne Muhammeden abduhu ve rasuluhu raziytü billahi Rabben ve bi Muhammedin rasûlen ve bil İslâmı dinen’ derse günahları bağışlanır.”10

Manası: “Ben Allah’tan başka ilâh olmadığına, sadece tek olan Allah’ın var olduğuna ve onun da ortağı olmadığına şahitlik ederim ve yine şahitlik ederim ki Muhammed Allah’ın kulu ve Rasûlüdür. Rab olarak Allah’tan razıyım. Peygamber olarak Hz. Muhammed’den (asm) razıyım. Din olarak İslâm’dan razıyım” diyenin günahları bağışlanır.

Keza bir başka müjde de şöyledir: “Her kim sabaha ve akşam vaktine eriştiği zaman: Rabb olarak Allah’dan, din olarak İslam’dan ve peygamber olarak da Hz. Muhammed’den razıyım derse onu razı etmek Allah üzerine bir hak olur.”11

BEDİÜZZAMAN DİN İÇİN ÂHİRET CEFASINA DA RAZIDIR

Bediüzzaman Hazretleri dinin ve imanın selâmeti için sadece dünya cefasına değil; ahiretin cefasına da razıdır. Der ki:

“Ben, cemiyetin iman selâmeti yolunda âhiretimi de fedâ ettim. Gözümde ne Cennet sevdâsı var, ne Cehennem korkusu. Cemiyetin, yirmi beş milyon Türk cemiyetinin imanı namına bir Said değil, bin Said feda olsun. Kur’ân’ımız yeryüzünde cemaatsiz kalırsa, Cenneti de istemem; orası da bana zindan olur. Milletimizin imanını selâmette görürsem, Cehennemin alevleri içinde yanmaya razıyım. Çünkü vücudum yanarken, gönlüm gül gülistan olur.”12

Dipnotlar:
1- Bakara Sûresi: 216
2- Mesnevî-i Nuriye, s. 104.
3- Mesnevî-i Nuriye, s. 110.
4- Lem’alar, s. 204.
5- Lem’alar, s. 118.
6- Lem’alar, s. 18.
7- Mektubat, s. 277.
8- Hilye, VII/105; Kenzü’l-Ummal, IV/353, Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 1/315-316
9- Ramuzul-Ehadis, s. 266
10- Müslim, Salat: 7, 13; İbn Mâce, Ezan: 4; Ebû Dâvud, Salât: 36, (525); Tirmizî, Salât: 156, (210); Nesâî, Ezân: 38, (2, 26); İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 8/329.
11- Tirmizî, Daavât 13; Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınevi: 16/337-338.
12- Tarihçe-i Hayat, s. 544


KONU İLE İLGİLİ MAKALELER

Kâfir neden Allah düşmanı olur?
170
Ali Karakaş: “Kâfir neden Allah düşmanı olur?”   İLGİNÇ BİR SORU Bu gerçekten ilginç bir sorudur. Kâfirin Allah düşmanı olup, Müslüman’ın Allah dostu olması nedendir? Allah’ın hidayetinden...
Her ölüm ecel ile gelir
4.368
Tahsin Bey: “Üstad Bediüzzaman Hazretleri 13. Söz’de katil ve maktul hakkında: “Ecel birdir, değişmez. O maktul, her halde, ecel geldiğinden daha ziyade kalmayacaktı; o katil ise, o kaza-i İlâhiyeye v...
Ehadiyet ve Samediyet Mühürleri
1.425
Fatih Akyüz: “Her bir zihayatta biri ehadiyet sikkesi, diğeri samediyet turrası bulunuyor.”1 22. Sözde geçen bu cümle gibi pek çok yerde de bu iki isim beraber zikrediliyor. Bunun hikmeti nedir? Nası...
Kader değişir mi?
8.265
Fadime Hanım: “Kadere îmân nedir? Kader değişir mi? Biz kendi hayatımızı ne derece yönlendiriyoruz?” KADER MUAZZAM BİR PROGRAMDIR  İmanın altı esasından birisi kadere imandır. Kadere iman, h...
Küçük Serra’nın büyük soruları
1.647
Balıkesir’den büyük ruhlu küçük Serra: “Anneannemi kaybettik; öldü, cennete gitti dediler. Cennet neresidir?Anneannem cennete otobüsle mi gitti? Anneannemi çok seviyordum. Onunla oynamak istiyorum. Bi...
Allah´ın “biz” demesinin hikmetleri
2.600
İlker Şirin: “Kur’ân-ı Kerîm’in bazı âyetlerinde Cenâb-ı Allah neden ben değil de, biz ifâdesini kullanıyor?” Hiç şüphesiz Allah birdir, tektir, Ferd’dir, Ehad’dir, Samed’dir. Ve Kur’ân bütün ây...
Avrupa üflüyor, biz burada oynuyoruz
1.433
Nurettin Bey: Sünûhatta Rüyada Bir Hitabenin sonunda geçen "Diğer müsbet cereyan ise ki, dâhilden muvafık şeklini giyer. İsim gibi ‘delle ala ma’nen fi nefsihi’dir. Hareketi kendinedir. Tebai haricedi...
Mânâ-yı İsmî yaklaşımın tehlikeleri
107
Nuri Bey: “Mânâ-yı ismî yaklaşımının tehlikeleri nelerdir?”   GRAMERDEN TEVHİDE Mana-yı ismi ile mana-yı harfi, Arapça Nahiv ilminde, yani Arapça gramerinde iki önemli kavramdır. Bediüz...
İnsanlığın imtihanı: Haiti Depremi
623
Salih Sütçüoğlu: “Haiti depremini kaderin hükmü, rahmet ve İlâhî adalet açısından değerlendirir misiniz? Ölenlerin ve mağdur olanların ahirette durumu nedir?” Öncelikle bu büyük felâket nedeniyle Ha...
Yaratmak, Allah’a bir kemal verir mi?
682
Ankara’dan Derya Gündoğdu: “1- Bir padişahın ülkesi olmasa onun padişah olmasının hiçbir anlamı olmaz.Peki, kâinatı yaratmasa idi Allah ne yapardı? Ne mahiyeti olurdu? İlahlığını, cemalini ve kemalini...